27 Aralık 2015 Pazar

UYKUDAN SONRA GELEN ŞİİR

evsizlerin evi gibiydi kalbin

lütfenlerin
dudaklarının kıvrımında nazenin bir çiçek olurken
aylardan temmuzdu hatırlarsın
nakaratına kaptırmıştık şarkıların anlamını
uzun ezgilerle fısıldardı bize doğa ve biz hala biz değildik

rutubetli odanın kokusuyla büyürdü hayallerimiz
çok uzun bir gecenin çocukluğuna indiğinde gözlerimiz
ortada kala kala bir şıçan ve yedi taş vardı
sek sek kız oyunudur bilirsin
her erkeğin gönlünde platonik
ve topluma rağmen
bazen sessiz bir elveda gibi
ellerimiz dokunurdu güneşe
ansızın yağmura duran bir bulut geçerdi aramızdan
ve dilimin pelesenkidir
"okumak tuhaf bir intihar biçimidir"
sevgilim

saklı kent
ağaçların ortasına dikilen bir gökdelen değildir
güllerin yaprağına dokunan bir işlemedir
işte gülüşün orda
saklanmıştır hınzır çocuklar gibi
ne zaman güller yollasam sana
göğün yüzü izdüşümüne dönüşür gülüşünün
güneşinde hakkı var sevgilim
ağlarsan bir gün
bu şiire en hüzünlü yanıyla
helallik vermez bilesin

kısılan her göz
bana annemi hatırlatır
bize bir buğunun arkasından bakarken
istemezdi gözyaşlarında ıslanalım
oysa biz onlarla büyüyen birer ağaçtık
ne gölgemiz vardı ne sevda tutardı elimizden
" allah büyüktür "der ve büyütürdük onu hayallerimizde

şimdi ve sonra
bir anıyı alıp başka anıya götürdüğümde
bu
"seni seviyorum" demektir
sessiz harflerimin arasına
sen girdin
ve ben konuştum uzun bir sessizliğin ardında

oysa susmak
pansumanıdır başka yaraların

16 Aralık 2015 Çarşamba

KAFKANIN ÇIĞLIĞI

gece uyanmış gibi ansızın
üstüm açık gövdem terli
rüyalarımda çıplak bir yara
ve dehlizlerimde çığlık çığlığa

sisifos ve kafka

ey bütün kayaları tanrı adına yuvarlayanlar
ruhlarınız sizi terk edip
gövdeleriniz dönüşünce giyotine
bakışlarınızı indirin yerçekimi sizden yana
ve ruhlarını kopartığınız gövdelerden
binlerce embriyo, silah, kanun
maddenin namına tutukluyorlar bizi
zincir tutmaz ruhumuza kan bulaşıyor
ve cambazlar düştüğü an siliniyor kayıtlardan
tuhaf ama çok rasyonel dönüyor dünya dediğin
kafka aptalı oynuyor mesela çünkü başka türlüsü ölüm
yunus balığın karnında; karanlığında
yusuf kuyunun dibinde; yanlızlığında
sisifos hürriyetin dağında boyun eğmezken bir başına
seslerin rulet oynadığı çağlardan çıkıp gelen
o sağır edici sesiyle sessizlik
kulaç atmıştır fakat ne fayda
logaritması çoktan alınmıştır zulmün
ve matematiksel devrimler birer gündem başlığı

"bombalı saldırıda 104 ölünün...

17 Ekim 2015 Cumartesi

NİDAYA MEKTUPLAR

sen beni yazdıklarımla kıyas et
ben yazdıklarımın paydasıyla
pay biçmeye çalışırken dünyaya
gülüşünle mürekkebini damlat kalemin
mektuplar bazen bir nida
bazen de bir umuda yelken açar
unutma her yazgı
silgimiz olmadığından
bize kötü davranır

biz kim miyiz ?
biz koca hiçlerin elde kalanıyız
sarılmak varken aşkın huzuruna
aşkı benzetiriz bir otobüse
çünkü biz benzetmeyi iyi biliriz
bir de kulluğu köleliğe devirip
taparız dilin kemiksizliğine
ve toplum bu otobüsle
cennete gitmeyi hak etmiştir
hakkı bilmeden

her nasihatte bir iğne
her meselde bir balta
her bakışta bir ok
fırlayıp yayından
ruhuna bir çizgi çekince
müsveddeye dönüşür insan
ve kelebekler kanat çırpmaya utanır
çünkü insan kendinden irin damıtır

sen bunlardan kendine bir masa
şarkılardan meze
notalarından salıncak yap
sallanmalı bazen
çocukluğun evine
kurulmalı divanın en baş köşesine
ve içmeli nesimi'den bir kaç deyiş

4 Ekim 2015 Pazar

MATEM

aklımın limanına yaklaşan gemiye dönüp
"sen bir bakire kadar gerginsin"
ve kızıl toplar dökülür burkalarında
bana sevdalanmaktan gayrısın
sevgili
üşüyorsak eğer
bil ki susuyoruz uzunca bir süre
ve yankılanıyor içimize çarpan çığlık

sana isim veremem
kanıtlar uçuyorken gözlerinin deltalarında
aynalarıma uzat başını
ayaklarımdan yakala
ve durdur beni ıssız ormanlara koşarken ruhum

ansızın parlayan atlar gibi
önüme kattım gülüşünü
bazen acı pompalarsın
bazen nergis dağıtırsın onunla
ama ben seninle ömrüme seni katmak isterim ki
hiç duymazsın bunları

ne tuhaf
ve ne tepkili isyandır o
"oscar wilde okumak"
verirler ellerimize nota
"bundan susuşlar çizin kendinize" derler
ve matem saatleri
kurulur sabahın ayazına

12 Eylül 2015 Cumartesi

ÇELİŞKİ


hayat boyuna yanılıyor
züleyha
kar boran fırtına ve kaçınılmaz son
işte burda nefsim havaya sıçrar
ve "ben" der
oysa nefsimden de içeri bir ben var
hadi kuşlara ses ver
konsunlar şurda ki ağaca
dallarından birer mızrak çıkar inansınlar
savaşı kurtulmak diye tanıyan insanlar !

fakat kuşlara şunu belirt
o kondukları ağaç
sürekli gölge büyütür
ve süratsız öldürür onları
güneşe haykırır sonra
neden ölüme bıraktın çocuklarımı

kavgasız olmuyor be züleyha
kavgasız olunca kargalar gülebilir bize
biz insanız züleyha
insan diyorum
insan işte canım
hani şu kendi bacağına kurşun sıkıp
sonra ölmeye sararırken
kuşların mutlu ötüşlerini duyan mahluk varya
ha işte o
insanoğlu
hem vareden
hem de yokeden çelişki
insana
en bol duran elbise gibi
rahat, aymaz
ve uslamaz

burandan atlıyorum bir başka dala
kuşlar oradan da göçüyor
benden uzak bir diyara
züleyha
top sesleri geliyor ne güzel
mayınlar patlatıyor çocuklar
havai fişeklerlerle süslüyorlar
kendi zaferlerini
bölüyorlar skoru
beş gol sana
beş gol bana diye
yahu insan beraberliği kutlar mı diyor kibrim
ve uyandırıyor beni serseri

insan en az rüya kadar
hızlı ölüyor züleyha
bir nefese atlayıp
dolaşmaksa yaşamak
nedir yani
bu zulüm bu irin bu nefret
bekleselerdi inmişlerdi çoktan
çünkü nefes
çabuk yorulan bir at

bir sahne daha geçti
izlemekte olduğum filmden
yoktuk
ne sen ne de ben
öyle çok kan içtik ki toktuk belki
ama ısrar ettiler
fondiblediler zorla
patladı göz
parçalandı merhamet
ve her bir parça
başka bir merhamete emanet !

ÇÖL


buralar sensiz bir çöl sevgilim
kuruyup gitmek var buralarda
yok olmak var aşkın eksikliğinden
o aşk ki gülüşüne tutunup taşır gövdemi
ve sabahları kahvaltıyı dudaklarınla başlatır

sigarayı azaltmalıyım sevgilim
yoksa bu apansız dakikalar
zamansız bir aleme göçertir beni
ve akşam olur yine
ve buzlu bir sabah olur bedenim
dokunmadan gözlerinin ışıldayan yanına

akşam olur gün
yorgun ve çaresiz bir işçi olur
dudakların olur sonra
bu akşam herşey olabilir sevgilim
yalnız içinde ki meleğe erişemez
ben ise bu anlara tanık olarak
beklerim mutluluğun mahkemesinde
ah ama gelmez ki
sen gelmeyince

buralar sensiz bir akşam olur
ve akşamlar şerkeş bir adam gibi
dolanıp durur beynimin içinde
kaslarımın arasında vızıldayıp geri çekilir
çelimsiz ruhumda kansız yaralara
bakıp bakıp şükreder ölüme
ve hayatı bir parşömen olarak
ayaklarımıza dolayan geceye
çünkü gece katilidir akşamın

sevgilim sensiz bu baharların
tadı olsa da
vehmindendir bu bilesin
gülüşlere boğduğun günden beri
bir aylak çocuk oldum
ve kalbim sana doğru devrilir

tut ki
düşüp kırılmasın
elbisesi yırtık çocuğun gururu gibi !

"insan bazen üzülüyor "
işte bu söze kahroluyor
nasıl kahrolmaksa
hep gülmek düşüyor incilerine

çok nedenim yok sevgilim
ve bu yüzden sevmek eylemi yapıyorum
sarayının önünde
çok nedensiz bir devrim geçiyor
sen ile ben arasında
sanırım görmek için
inmelisin kalbime
dikkat et "ölüme sarhoş bir ruh" var bende
her an ölebilir bu inme de

buralar sensiz bir çöl
gölge desem
akşam olmuş
serap desem
boyuna gülüşün
ve kırlarda koşan bir çitasın
hızından mümkün değil görmek
o kadar ki ruhumdasın

27 Ağustos 2015 Perşembe

NEVRESİM


bu nevresimler çok kirli züleyha
yıkasam çıkmaz
yırtsam küsersin bana biliyorum
bazen bildiğim gördüğüme dolanıyor allah kahretsin
kahrolsun kalbimin rengini yitirmiş irisi
ki görüp de acı yakıyor sürekli
ve çayı kaynatıyor
kaynatınca biz insanlığı
züleyha
nüvesini saklamış gibi merhamet
gel sende benim gördüklerime kıyam et

uyuyan çocuklar görüyorum
toprağın üzerine serip bütün hayellerini
uykusuna doyamadan uyanan çocuklar
ve çeşitli kıyamet senaryoları
züleyha tufansız olanı bile var


rıhtım boyunca bekleyen kayıklar gibi
cumayı kaçırmış bir derviş gibi
uzaklardayım yapayalnızım
durup durup bakıyorum gökyüzüne
gökyüzü bile beklemeden beni
ilerliyor bir başka gecenin koynuna
seni alıp getirmeyen bu gece de kahrolsun
kahrolsun herşey züleyha bu acı sessizlik bile
bu bekleyişlerin sonu hasretini söndürür mü göğsümde
beynimin içinde dolaşan soruları bulur mu
bulunmaz cevapların kaynağını
mesela su kaldırır mı kanlı nevresimlerde sonsuzluğa uçan ruhları
arşimet aşık oldu mu hiç
kaldırıp bütün kuvvetleri semaya
şiir yazdı mı zincirin kanattığı o büyük dev'e

devler küçülüyor kitap saifelerinde
züleyha
çamurdan evleri bırakıp koşuyor çocuklar
ortadoğunun leş tarihinde
oysa bir mısra
bir mısraya tutunup koşsa mesela
mesela da burda ivme katsa acının hızına
ve uzaklaşsalar dünyadan
artık mesela demesek mesela
artık bir halka daha dolanmasa gerdanına
konuyu tarihçilere bırakıp züleyha
bakışlara açılar yontsak
güzel olmaz mı senin kadar

olmaz züleyha!
bu bir cevap bulamaz sorulara
bu belki nida gibi çınlar çiçeklerin şah damarında
ve çiçekler kan yüklü nevresimlerde
solmaya tutarlar kendilerini

züleyha kanlı nevresimleri yıka
ne olursa olsun
çünkü dünya doymayacak çocukların
hayallerini çalmaya
ve bir gün sonra
yaprak düştüğünde
sonbahar yine hüzne merhaba diyecek
en anlamsız çehresiyle

22 Ağustos 2015 Cumartesi

MERHABA BEN EFENDİN

kafamda tırmanan örümcek, ağını iyice kurmadan kurtulmam gerekiyordu fakat kurtulamadım.. Ben bu çaresizliğin içinde boğulurken bir "imdat" sesini duyar gibi oldum..
kalbimden gelen bu ses'e iyice kulak verdim bir de baktım ki; renksiz sıfatsız bir adam kargalar gibi boğuk harflerle kurduğu kelimeden yardım dileniyor neyse diyip devam ettim
kendi beynimde dolaşan örümcekle mücadele etmeye..
kaçmalıyım ama nasıl ?
susmalıyım fakat neden ?
gitmeliyim lakin nereye?

kırk takla atsam kırkbirinci de denk gelirim bir
kayaya; sırtımı dayasam, ardı sarp uçurum; sürsem elimi ıslak; koklasam tarih kokuyor .

tarih kötüdür çünkü insanı anlatır. insan kötüdür çünkü güce ulaşmayı bilmiştir
güç lanetlidir çünkü büyü gibi kullanılmıştır büyü serkeştir çünkü sarhoş olmadan kötülüğe resim çizemez belki bundan dolayı da insan gibi ahmak bir mahlukata
kendini kullandırmıştır.

goethe faust da insanı anlatırken hiç bir mahlukatta bulunmayan, sadece insanda bulunan ve insanın bunu bütün hayvanattan daha hayvanca yaşamak için
kullandığını söyler; buysa akıldır.. sanırım soyut kavramların arasında en afillisi ve en yakışıklısı da akıldır. aklın örümcekle ilişkisini kafka metamorfoz da
bir sabah uyanıp dönüştüğü örümceğin üstüne elbise olarak giydirir.. giydirir ama ne çare hiç bir güç yoktur ki aklın kötülüğüne erişsin. güce ulaşmak için aklını
tam teşekküllü çalıştırıp ruhunu ve kalbini çöp konteynırına atmalısın işte o zaman en güçlü sen olursun ve en zalim ve en kötü sen oluyorsun!

"aslında güç iyidir ama iyiye kullanılırsa" sözü tam anlamıyla saçmadır! çünkü bunu da insan aklı üretmiştir kısacası örümcek ağını kurmuştur ve sen annenden
indiğin gün sinsi sinsi yaklaşıp sana "merhaba ben efendin ve sana kötülüğü emrediyorum" der; sense arada bir kalbin ve ruhun da ki acı imdat seslerine kulak verip
"ses kötüymüş" dersin oysa insan kendi sesine yabancıdır ve insan kendi ırkına zalimdir ve insan ölümü kazanır büyük zaferler uğruna ...

16 Ağustos 2015 Pazar

KIRIK KALBE MERHEM NİYETİNE


sessiz bir kaç durak da bekledim
olmadı...
zaman konuşturmadı onları
ben de berkleşmiş hayatımı sırtlayıp
uzaklaştım sokak lambalarının gölgeli karanlığında
ve türküler mırıldandım yetimler adına

uzayan yollarım vardı
düz ve virajsız
hiç bitmeyecek
hiç eskimeyecek kadar ölüydü
ve sen yoktun sevgilim

sonra bir takım mutluluk kiraladım
kirası amma da ağırdı
hayatımla ödedim
su serptim her yangına
alevlerin arasında boğulurken ruhum
ki ben
saçma yaşardım

geldin
hoşça vakitler işledin hayatıma
parmaklarının izi duruyor hala yüzümde
kalbimde gülüşün
yağmuru ciseliyor ruhuma
kısık ateş de çay demliyor imgelerime
ve mum ışığında kitap okuyor hala

kırgınlığına bir şiir dokuyorum şimdi
deseninde şaçlarının örgüsü
bir çocuk oluveriyor birden
kuçaklıyor bütün anıları
atıyor içime
ve bir sigara daha sönüyor gözyaşlarınla

4 Ağustos 2015 Salı

DİLENCİNİN PARASI


sıkılmış bir kurşun ilerler damarda
kana tutunup taşır kendini
taşır
ve kendini tanıtır ademoğluna
ademoğlu vınlar kurşunların arasında
kurşun ademi bir çağrıdır ademe
el bebek büyütürler kibri
adem kurşunu kurşun ademi

nasıl olduysa kelimeler süsledi onları
oysa hiçe doğru giderken ikisi
kelimeler kirli bir mendile atıldılar
cami önünde, okul çıkışında, ağacın altında
ve zengin oldu dilencinin parası
parası zengin olunca kalbi fakirleşti
insan ademe dönüştü iki kelimenin gölgesinde

kurşun, para, adem, dilenci
bu senaryonun tek eksiği
sensin sevgilim
eksik olunca sen
çocuklar büyümek istemedi
ne tuhaf
çocuklar büyümeyince küçüldü  dünya
ve ben uzaydan görüştüm seninle
oysa kalbimde koca bir han yapmıştım sana
uzun yoldan gelirken
dinlen diye bu otağda

1 Ağustos 2015 Cumartesi

LEB DEMEDEN ŞİİR

yüzümün ekşiyen ve solan çizgilerine dokun
dokun ki sızlamaktan yorulan bu kalp
göçebe yağmurlarda boğulmasın
ve bilenmesin sevda içimin sığlığında

sevgilim bana adını sor
kaç yanımla döndüysem kavgadan
ve kavga orada durduysa
yani belin incelmiş kemiğinde
kısalsın o vakit bende aşk

karalansın ve kussun kanlı sözcüklerimi
çünkü sözcüklerim dışarda anlam devşirir
ve belki çürürdü içimde
bir çocuğa dokunmadan
büyütemeden çiçeklerini

hey heyulasına gark olan toprak
çakılsız olsan olmaz mıydı
peki ya denize sürülen bulutlar
neden objektifime yansırdı

kaybolup giden yanlarımı topladım
ya rabbim bilirsin sen
bilinmez herşeyi
ve herşey kavrulur
aslında leblebi gibi
leblebiciler güneşsiz
ben onların alnında ki terle temizlerim
dünyanın kesiksiz doğrularını

artıp duruyorum kendimden çıkınca
oysa benden içeri bir sen varsın
kalbimin nehirlerinde yüzüp
ruhuma sessiz ve mütebessüm yanaşan
seni sevmekse aşk
sende ölmekse aşk
senle kalmaksa aşk
ben hiç gitmedim aşkın olduğu yerden
bana soru sor ey aşk
dualarıma nota karışıyor birden

kalbim ve aklım ve ruhum
seni anmadıkça yorgun

13 Temmuz 2015 Pazartesi

KUĞUNUN ÖZGÜRLÜĞÜ

ellerim terler çay soğur sigara söner
şiir yazar alper abi
gecenin üçüne nazır
dünya damlaların etrafında dönmeye hep hazır
hazır olan bir insan var ki
döndükçe hep kalpsiz kalır
kalsa kalsa elinde bir ölüm kalır
gerisi laf-ı güzaf

terennüm eder bakışlarım
konar bir kuş misali
kalbine sevgilimin
akar ırmaklar gülüşüne doğru
nerde bıraktıysak ordan içelim
aşkın şarabını
damlaları ırmağına dökünce bir kuğu

25 Haziran 2015 Perşembe

ÖLÜ BİR RUHUN SEYİRMELERİ


kalbimin şehirlerin de koca bir enkaz olarak kaldın aşk
ey aşk , molozlarının tozu dumanı birer sis perdesine dönüşünce
bütün gözeneklerim tıkandı
bi tek gözlerim açıktı
bu da bana bir lanet gibi geldi
çünkü dünyanın kirli yüzüne bakıp yaşamak
her gün, her an, her nefes aralığında
ve tabutumu kirli insanların kalbinde çürütmekti
yalancı gözyaşı yağmurlarıyla yıkandığını görmekti
bu lanet yıllanmış şarap kadar kırmızıydı


ruhumun ölümü belki aşkın cesedini görünce başladı
bataklığa saplandı ayakları ruhumun
geceleri şehrin ışıklarına bakıp hüzne boğulduğum o pansiyon odalarında
sekiz kişiydik ve herkes çoktan ölmüştü bana göre
nasıl ve neden sustuğumu bilmiyorum
ama zamanın alnından öptüğümü hatırlıyorum
bir de annemi unutamıyorum
gözlerinde yaşatırdı ruhumu
suni tenefüs yapardı hiç soluk almadan
oysa ne çare
ölmüş bir ruhu diriltmek sadece isaya düşmüştü

kalabalıklar sıyırdım tenimden
hiç bir aşk yatakta bitmediği için
bana kalırsa her aşk yatakta ölmüştü çoktan
kalkıp çıktım dünyanın çilek kokan odalarından
ve bana bu son yakışırdı
çıkardım hüviyetimi hürriyetimi de
sessizliğin şarkısı altında
ölümümü hatırladım

ey kış başla artık
çünkü yaz, ruhu ölmüş bir insana yakışmaz
mutluluk mu
işte orda "heves dövüşü" başlar
farkettim de saçmalamak sürekliliği
ve bunu bilmemenin sürekliliği çarpşınca
ölmeliydi aşk içimde
çünkü umut adında bir çocukla yaşamak istemiyordum

bu tutarsızlığın alnından öptüm yıllarca
yıllarca sevdim seni sevgilim
yıllarca çay içtim senle o bahçede
ve yıllarca kavruldum gülüşünün ateşi altında

oysa sen gitmiştin
kalbimin ülkesinde aşkı bana bir toz yğını halinde bırakarak
göremiyorum artık rahat uyuyabilirsin
"çünkü ölü bir ruh en fazla saçmalardı"
bunu da senden öğrenmiştim

23 Haziran 2015 Salı

BOŞLUK

kibarca uzattı ellerini boşluğa
bir uçurtmaya dokunur gibi
binlerce hayal ile örülü dünyasından
uzattı ellerini ...
uçurtma kopup gitti
ulaşamadığı boşluğa

insan içine sahip olamaz
sahip olsa da herşeye
saniyeler tüketirken ölüm
boşluğunu büyütür insanın
bir daha hiç dokunamasın diye

20 Haziran 2015 Cumartesi

GECENİN ODALARI

gecenin odalarından bir odadayım
orda durup bana bakarken gün
gün ramazanın oğludur belki
belki nefsimi tıraşa beklerken
beklemek
beklemek ne de darp edici bir sözcük
yangın yerine çevirir kalbimi

"eylem" kızların isminden biri
biriyse kan
kan ve eylem
gülümseyince geceye
odadan salona geçtim
ve oradan antreye
ceketimi astım portmantoya
ki çocuklar daha rahat gülümsesin diye

diyememek pranga bağlar özgürlüğün ayağına
ey insanoğlu ses ver bu düzene
sen ki ses vermesen
kılınır namazı
ve topluluk belli bir cemiyetçe ağırlanır

belirsizlik yakutistanda bile
"belkidir"
etrafı buzlarla
içi kor ateştir

çok düzensizim "sistem bey!
biraz batıl daha sür uzuvlarıma
çabuk yeniliyorum çünkü
insanlığıma

20 Mayıs 2015 Çarşamba

ERZURUM VE GÜNEŞ -2

günü 4'e böldüm;
güneşsiz sabah
güneşsiz öğle
güneşsiz ikindi
ve karanlık gece

ben bu vakitler de erken uyurum hayata karşı
çünkü hayat
hem içi boş hem saçma bir tablo gibi
gözüme batarken
gözüm erzurumda güneşi ararken
içim de öfke patlar
köpük köpük akar zehir
kan ilmeksiz boğulur
ve saz perdesiz çalınır

ışık içimden öldürülür
oysa cinayet meçhul
peki nerden çıktı bu mühür
ölünce süleyman kul

çok yorgunum
ve bin o kadar nedensizim
belki de ;
yorgunluğumun ölmek gibi bir beklentisi vardır

14 Mayıs 2015 Perşembe

ERZURUM VE GÜNEŞ -1

masmavi göğün altında yazdan kalma bir gün yine
ve yine yenilenen hücrelerimle
uyuşmuş ruhuma tasma takarken dostyevski
yerin altı çok soğuktu sevgilim
yerin üstünü sormasan iyi edersin
kalkıp... vardım yanına
ta gözlerinin kıvılcımlar sacan eteklerine
and olsun ki gülüşüne mecbur bir kalptir benim ki
ve yamalı bir ruha eczadır sesin
ve kıvrılmış bir dalgaya tutunup gelir
kulaklarım hiç bu kadar mutlu olamamıştır inan

inanmazsın belki ama
bugün yine güneş küskündü erzuruma
şiirine yakıştırmadım kasveti
belki bundandı mavilere boyadım göğü
sırf senin için
ve sadece seninle kurulmuş hayallerim güneşli

9 Mayıs 2015 Cumartesi

ERZURUMUN OĞLU KAR

bulutlar kaplamış şehrin yüzünü
yağmur ha yağdı ha yağacak
diye sorgularken içimden
alnıma beyaz bir yıldız düşüyor

kar yağıyor ve ben inanamıyorum
oysa bu şehir hep böyledi
karını eritmeden kara gebe kalırdı

anlıyorum artık
erzurumda yaz
göz kırpar arada bir
aralara da bahar serper

velhasıl yaşamak mühim mesele
yaşlanmak kadar.

3 Mayıs 2015 Pazar

ÖZLEMİN ŞİİRİ


burka giyer gün ve gece olur
umudun tadı kekreleşir
- bir bakarsın-
rüyaların da satmıştır seni
cismin de aldanmıştır güneşe
- çünkü-
un ufak etmiştir seni, sevgilinin gülüşü

yalnızlığa çekilirsin; yani, gözlerinin ardına
eskiden kalma çocukluğun sivrilir onunla
lütfenleri kalbin fısıldar diline
ismi lütfen kadar lütfeder seni
zamanın en menevişli mevsimine

evler arasında bir evse o
vehmin o evin sıcak hayaliyle dolar
raksa tutunur ruhun, gülüşünün tınısıyla
an olur hayat yeniden başlar
nasılsa sevdada, "eskimek" yoktur

29 Mart 2015 Pazar

HİÇLİK

Uyanıyorsun. İlk merak ettiğin şey, zaman. Saate bakıyorsun. Gün çoktan devrilmiş ikindiye. Saat epey ilerlemiş. Ömrün uykunun sessizliğiyle , sen, farkına varmadan göçüp gitmiş…

Güç bela çıkıyorsun yatağından. Perdeyi hafiften aralıyorsun. Bulutlarla örtülü kasvetli bir hava, yağmur ipil ipil boşalıyor semadan ve terk edilmiş sokak karşılıyor seni…

Oysa insan güneşle karşılaşmak ister böyle anlarda. Çünkü içine yığılmış kasvet insanı, yeterince yoruyor.insan hüznüne biraz umut katmak istiyor. Ama nafile…

Hayat çok tuhaf. Belki de çok saçma. Aslında hiç önemi yok bu tanımların.özellikle böyle durumlarda hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Tabi “hiçlik” dışında…

Hiç olma hali, kendini sürekli boşlukta hissedip ve o boşlukla savaşmak gibi…

İnsanın eşyayla münasebeti çok önemli böyle durumlarda. Kafanı dağıtmak için bir şeylerle uğraşmak lazım gelir. Arafta kalınca düşünmek hiç fayda vermiyor. Acı herkül gibi güçleniyor ve sen mütemadiyen yeniliyorsun…


Belki de gardını indirip hayata karşı, hiçbir insanı üzmeden ve birilerine umut dağıtmadan , kendi acizliğinle yaşayıp yaşayabildiğin kadar sonunu izlemek, hem kendinin hem insanlığın.

BUZA YAZILMIŞ DÜŞ

Tuhaf bir mevsimden kalan son rüzgara
tutunan uçurtmalar kadar özgürüm şimdi.

Ne yaptıysam bu hayat adına
bir tutam ruh kopardı bedenimden
her biri kendi elleriyle

Sıyrılması mümkün olmuyor insanın sevdiklerinden
Tuzla buz etmek istemiyor kalplerini
Yekpare kalmış bir buz pistinde dans etmek onlarla,
Ve bu hayalle yaşamak istiyor
Fakat ölüyor bu düş bütün mevsimler gibi
Başka baharlar diyarına gömülüyor
Başka çığlıklara gark oluyor

Hep başka bir zamana atılıyor bu hayaller

27 Mart 2015 Cuma

MEÇ

sönmüş yıldızlar altında
bir mektup umuduyla bükülüyorum
kalemimde kanı çekilmiş bir çocuk uçarılığı
bir halkın aşk soluyan geçmişi
ve aşk
ölüme yürümektir sevgilim
hasrete kına yakmaktır
barışla soluk alıp
savaşa zorlanmaktır

çay kavalye tutar sigarayı
türküler neşter vurur ruha
musa nille ıslatır asayı
raksta adım genişlenir
söz uzatsa da başını
ne fayda kulaklar hep tıkanır

tersten okunur ferman
hak döner haksıza
anlatamazsın derdini
dert bilmeyene

26 Mart 2015 Perşembe

PERDEYİ ARALAMAK


başını yasladığında göğsüme
bir kuş kanatlanırdı içimde
özgürlüğe adım atardı bir bebek
ve bir bebek tertemizdir her şeyden önce
sevgilim
kollarımda sensizliğin ağırlığı
saçlarında deli taylar gibi koşan parmaklarım
şimdi öylesine aksak
öylesine yalnız ki
demir parmaklıklara tutunan bir çocuğun umudu,
bir annenin duasına nasıl karışıyorsa
işte öyle bulanıyor hayalinin rüzgarına

gün doğmak üzere çıplak bedenime
fakat ruhum özleminin karanlığında
anılarla nefes alıyor bunu bil
ve etimde yıllarıma tanık olan bir ben var
bir de sende var ki
bunu bize en güzel yoran
gülüşünün renkleriyle bezenmiş
iki gamzeydi
susuzluğumu seraplara boyayan

seni sevmek ne denli güçlü bir eylemse
annemin yüzüne hayatı çizen çizgiler
objektifime yansıtıyordu aşkı
ve bana kazak ördü çocukluğum
menevişli bir bahar sabahında
top topladım yıllarca annemin dizinde
yıkandım gözyaşlarında inanılmaz tuzluydu
acının her zerresi nasıl zehirliyse
ben de o kadar nasiplendim akbabalardan

ve şimdi kocadım
kışa doğru devrilirken kalbim
acaba
nerede soluyabilir bütün sevdiklerim

belki, büyük vedaların ortasında
çaresizliğimle dağlanırken
ekmek kokar tandırda
buğday tarlada, dans ederken rüzgarla
köylüler halayın başına yazma bağlar
ben yılkılara dalarım güzel bir düşte yaşar gibi
kerem amcanın rahmete yürümesinin onuncu yılında
bir sözü tüner aklıma
vızıldayıp durur kaslarmın arasında
"bence bu kavgada herkes haklı, herkes kadar"

zaman kazlara takılıp buz pistinde yürürken karsta
aşk ığdırda bir kaysıyla sevişirdi
babam güneşe dayardı sırtını
ben ve beş melek gıybete tutuşurduk balkonda
çaylar hep camiden gelirdi evimize
oysa ne kadar da uzakmış kalbimize

23 Mart 2015 Pazartesi

ANILARDA YAŞAMAK

Masanın üzerinde ki bardağı aldığı gibi mutfağa koştu. Çayını doldurup salona dönmesi arasında geçen süreyi o anda hesaplamaya başladı ; tam olarak on saniyeye tekabül ediyordu. Fakat bu maçın her saniyesi çok önemliydi onun için, ucunda aşk olan her şey gibi. Ama diğer yandan da çay içemeden duramıyordu. Bir uzvu yokmuş gibi; bir dişini kaybetmiş kadar boşluk da hissediyordu.

Bardağını masanın üzerine koydu. Heyecanlıydı. Bu maçı mutlaka kazanması gerekiyordu takımın. Yoksa bütün planları mahvolacaktı.bu maçı kazanırsa takım, iddiaya girdiği arkadaşı tarafından otobüs bileti alınacak – yol masraflarıyla beraber- ve o sevdiğini görebilecekti. Evet işte bütün o telaşın sebebi buydu.

Maça sürekli bir beraberlik skoru hakimdi...

Yenişemiyen takımlar çocuklar gibi paylaşmayı seviyordu sanırım..

Ve evet işte son dakikada atılan gol her şeyi değiştirdi…

Acaba kazanmış mıydı ?

Bileti arka cebine koydu. Evden çıktı. Elinde küçük bir sırt çantası. Otogar çok uzak değildi. Şehrin merkezindeydi. Oturduğu eve yaklaşık 15 dakika yürüme mesafesi vardı. Saate baktı , yetişirim dedi. Ayfer teyzeyi gördü, tebessümle selamını verip , hafif bir tempoyla otogarın yolunu tuttu.

Otogara varıp arkadaşını gördü. Tokalaştılar. Gülümsediler. Eh ne yapalım kısmet değilmiş. Biletini verdi. Otobüsüne bindirdi. Hareket halindeyken el salladı…

Otobüs hızla uzaklaşırken…

Gülüşünün ardına saklanmış iki gamze gittikçe ona yaklaşıyordu.


“işte böyle” dedi ve derin bir nefes alarak “bazen gerçeği yenemezsin ancak anılarda yaşarsın”

21 Mart 2015 Cumartesi

İMKANSIZIN ŞARKISI


gülüşünün kafesinde tutsağım sevgilim

her hatırada sen
her gamzende dudaklarımın izi
her parmağımda saçlarının sessizliği
ve her şarkıda imkansızlığın notaları
çınlatıyorsa bir zangoç gibi
seni...seni...seni
unutmanın eylemsizliği
hayat denen beyhudeliği
renga renk bahçelere bürüyorsa
söyler misin ?
nasıl unutabilirim ?

20 Mart 2015 Cuma

KUTSANMIŞ BİR HAYATA DAİR

Dünya kazan ben kepçe dolanır dururum
Sokak omzuma biner davul kulağama tüner
Darp edilirim yarsız yaralarımdan
Deliksiz rüzgarlar uçurur sözleri
Delirmiş halklar mizana sığmaz ki
Bu vesilenin mührüne parmak basar kumarbaz

Kılıç bükülür ben yâre kürtçe bağırırım
O gülüşüyle bastırır isyanımı
Asmaksa iblisleri asalım sevgilim
Ama bırak önce kaşlarına sokulayım
Kaybolalım şu dağların mağarasında
Start vurmadan bizi güneşiyle
Kundaklanalım hayasızın mağazasında
Küllerimiz sevişebilsin sevgiyle

Ömre aşk basalım ki

Kanaması dursun hayatın

19 Mart 2015 Perşembe

BİS

İçimin nehirleri boşalıyor sensizliğin ilk hecesinde

“Sen”
Bize o kadar güzel güldün ki
Biz o kadar güzel daldık ki ummana
Boğuldu içimizde ki kötülük
Çiçek verdi ağaçlar bahara doğru
Taze menevişli çocuk gülüşleri girdi koynumuza
Gece boyun büktü dudaklarında
ben sadaka verdim kendimi aşka
aşk dibine kadar sokuldu gamzelerinin
şiir bir balık kadar kıvrak
ve ekmek gibi mis kokan boynunun
yörünsesinde dolaşarak
kuruldu soframıza

kurumuş hayatın dallarında umut
dansa hükmetmiş bir veda kadar sessiz dururken
çığlık atan damarlarımda kansız yaralar kanıyor şimdi
gece buna şahittir yokluğunsa hep varolduğum muhit
ben senle yokluğu sevdim sevgilim
çünkü aşk senle varlığa düşman kesildi

ve artık ellerim daha terli daha titrek
daha soğuk tutacak hayatın yakasından
Anılarımız diz çökmüş bana bakıyorken
Bir sahne daha oynuyacak çocukluğum

Pandomim sessizliğinde

14 Mart 2015 Cumartesi

KASKSIZ ŞİİR

kudurmuş bir çan çınlar kulaklarımda hiç durmadan
bir otobüs yuvarlanır eklemimden şarampole
dağılır o anda bütün iskeleti ruhumun
ben bu solgun meyveyi dişlediğimden midir bilmem ama
ben, ben olmaktan çıkıp sana toplanırım sevgilim
sense sen olarak kalıp beni gülersin
işte böyle bir toplanıp bin dağılırız
güneşe kibritle savaş açan meczuplarız ya
ne dilek ağacımız durur orda
ne balkonda saksımız
namerdin pusulasında "mazlumun merhameti" yazılıdır

dünya döner yağmur ağlar bulutlar
şimendifere benzer anılar
çocukluğumuzdur en öznel kompartıman
kururuz nesnel bakmaktan dağlara
özgürlüktür sinemize vuran ağrı
kalkıp yutuyorum bütün tepeşirleri
bizden sızılar çöküyor karabasan gibi
salıncaklar daralır tufan kopmak üzeredir
inan insanın büyümeye yüzü tutmuyor

külden kedi yaptım masalımıza
tepeye nazır bir vadi aldım ikimize
batıya döndüm yoksun
doğuda dağlar paralel ovaya
iki yönlüdür kainat sevgilim
ya inanırsın ya küsersin sevdaya

28 Şubat 2015 Cumartesi

BİZİ KONUŞTURAN HÜZÜN MÜ ?

Gece hüzün taşır kesesinde, bir kangurunun yavrusuna duyumsadığı merhameti, şefkati o da hüzne duyumsar ve dokunmaz hüzne.insan hüzünle olgunlaşır derler hep yada karındaşı acıyla. İşte böyle bir üçlemedir : gece,hüzün ve insan…

Belki bunun triyaloğa dönüşmesi gereklidir.ortalama şöyle bişey ortaya çıkar sanırım
H:beni taşır mısınız ?
G: bana farketmez. Sen bunu insana sor. Nitekim ben, okyanusum , yani, gemiyi taşımamla yolcuyu taşımam arasında pek fark görmüyorum.
İ:bana mutluluğu vadedersen neden olmasın.
H:sana ince ruhlu olmayı vadedebilirim. Yetmez mi ?
İ: bilmem , sence gece ?
G: aga , beni karıştırmayın. Dedim ya bana fark etmez.
H: ince ruh, sonsuz mutluluğun temsilcisidir. Bence kabul etmelisin.
İ: ben, insan olarak çıkarsız bişey yaparsam eğer, toplumda aptal konumuna düşürülürüm. Maalesef bunu yapamam. Ayrıca ince ruhlu olunca ne olacak ki; mesala , yoksulların karnını doyurabilir miyim ? ama param olursa pekala bunu başarabilirim. Ayrıca para mutluluğun özüdür !
G: bana kalırsa bunu gündüz yapabilirsin. Gece biraz zor olur.
H: ikinize de katılmıyorum. Çünkü içerden çürümüş bir meyvenin dışına bakıp aldanıyorsunuz. İnsana yardım etmek istiyorsun ona , merhameti tiyatrolaştırmalısın yani kendini oynayarak veya anlatarak; bunu da ancak, ince ruh ile başarabilirsin. Bir insanın karnını doyurup ona da ‘ bunu ben bahşettim’ dersen , hem ona hem de kendine büyük bir kötülük yapmış olursun.
G: bence gece yapılacak daha haz uyandırıcı şeyler var. Bunu tartışmak yada konuşmak anlamsızdır.
İ: evet . ara ara geceye katılmıyor değilim Fakat senin anlattığını pek anlamış değilim . biraz açabilir misin ?
H: şöyle ki, bir insana verdiğin şey ile o şeye kendinden bişey katmak arasında ki farktan bahsediyorum. Karnını doyurduğunda kendinden bişey katmamış olursun. Ama hüzün ile merhameti yoğurduğunda, düşünsel bir aktivite yaparak, kendinden bişeyler katmış olursun. Yani sevgiline kahvaltı hazırlamakla; sevgiline kahvaltı ısmarlamak arasında ki emek ve bu emeğe bağlı huzurdan bahsediyorum. Karnını doyurduğun kişi senden bilirse seni tanrılaştırır yani sana statü yükler ve sana en büyük kötülüğü yapar. Biliyorsun ki bir insanı bozan şey, ona yüklenilmeye çalışılan tanrısal statüdür. Maalesef ki , çoğu zaman bu görünmemezlik insanı derin bir uçuruma yönlendirir. Oysa hüzün, merhamet, vicdan insanda fren gibi görev yapar ve durması gereken noktayı geçmeden önce durdurur.
G: yööhhh ne konuştu be !

İ: en iyisi ben bunları biraz düşüneyim ama önce para kazanmalıyım yoksa başkalarını düşüneyim derken kendim açlıktan ölebilirim . !  

27 Şubat 2015 Cuma

HAYATIN KOŞU BANDI

Madem mutluluk bize gelmeyecek
O vakit biz acıya evriliriz
Kısarız gözlerimizi güneşe karşı
Açısını kırarız umutların
Bağlarız yitik gövdeyi ahlar ağacına
bir damlasında boğuluruz yağmurun
Ve vakit ikindidir  
o mayhoş saatleri kalbimizin

Ah
acı, ne güzel döker gözyaşlarını
Tarar saçlarını rüzgara karşı
Kamaşır mevsim belki sonbahar
belki yarasalar kundaklar gecemizi
belki bin parçaya bölünürüz
belki her parçada bin acıyı gömeriz
ve ülkemize bir deniz daha gelir
binlerce ırmağa dökülür

bakarsın acıya öyle alışmışız ki
acı evrilip bir uzva dönüşmüş
nefes almışız acıyla
öğütmüşüz dertleri acının paydaşıyla

hayatın koşu bandı, yalnızlıkla 

5 Şubat 2015 Perşembe

KASIMPATI, BİR ÇİÇEĞİN ADIYDI

toprağın bağrından fışkırıp
dünyaya şöyle bir baktıktan sonra
"faşizm" virüsüyle devrilen
koca bir insan yüreği gibi
dağılıp ,solan ve ağlayan
kasımpatı,
bir çiçeğin adıydı

ve yağmurlu bir güne
merhaba dedi
yine merhaba
ve inadına merhaba

her yıkıldığında
her yıldığında
her umutsuzluğunda

bu zarif sözcüğü hatırladı

belki bir merhabası eksiktir insanın
diye düşünüp
bir merhaba daha sıktı
savaşın topuğuna
nefret tohumlarına
ayrımcılığa
ve üstün ırk sevdasına

belki bir merhabası eksiktir insanın
diye dertlenip
kederden öldü
kasımpatı
bir çiçeğin adıydı

21 Ocak 2015 Çarşamba

SAÇMANIN ŞİİRİ

ne güzel savaşırsınız
kavramlarınızın gölgesinde
barışı getirmek için dünyaya

barışı boşuna aramayın
o sırtınızda kamp kurmuş bir pire
göremezsiniz
belki emer kanınızı
hissedersiniz
ve sonra onun için tekrar savaşırsınız

fazla söze gerek yok
hepiniz doğrularınız için savaşıyorsunuz
barışsa bu savaşınıza meşruiyet kazandırmanın en mantıklı yolu

13 Ocak 2015 Salı

oğullar ve rencide ruhlar ( alper canıgüz )

beş yaşına gidelim bir an için , ne hatırlarız diye düşünelim ; belki birkaç fotoğraf karesi, bizi mutlu ettiği kadar hüzünlendiren ve bir o kadar acı veren birkaç fotoğraf karesi…

her biri aslında bize tuhaf bir his verir o da şu ki ; tarifsiz özgürlüğümüzün kalıntıları. Nasıl yaşarsak yaşayalım hep bişeyleri kurcalayarak geçirdiğimiz, bazen onları kurcalarken kırdığımız, bazen ilk dayağımızı yediğimiz, bazen gereksiz öpücüklere boğulduğumuz bize hep tuhaf gelmiş teyzeler tarafından…bazen sokak,bazen köy, apartman yada bir çöl….tamamen özgürce herşeyi algılamaya çalıştığımız, anlarken de; bilginin verdiği mutluluğu tatdığımız ve aslında hiçbir şeyin umrumuzda olmadığı koca beş yıl…

ve sonra ... “beş yaş insanın en olgun çağıdır sonra çürüme başlar”

işte bu kitap , bu cümleyle başlar

kahramanı: Alper kamu

-ismini absürdizm (saçma) felsefesi akımının öncüleriden Albert camus’ dan almıştır

yazar : Alper canıgüz …oğullar ve rencide ruhlar

neden beş yaş ?

bence Alper canıgüz,  günümüz eğitim sisteminin, okula başlayan çocuklar üzerinde ki baskıcı rol modeline ve çocuğun öz’le uğraşırken; kapalı kapılar ardında , kendine bile hayrı dokunmayan ana okul öğretmenlerinin uyguladığı yaptırımların, çocuğun varoluşunu çokça etkilediğini ve beş yaşında ki çocukların sokak yada çevrede daha uyumlu bir varoluş çizgisine bürüneceğini göstermeye çalışır. Nitekim bizim küçük kahramanımız romanda babasıyla ufak bir dialog esnasında “ …anaokulda bana göre bir yer değil” diyor…tabi sadece bu dialog değil fikrimi bu yönde ilerletmemin sebebi. Sokak çetesi, arkadaşlar arasında ki hiyerarşi, haksızlıkla mücadele, statükoya karşı sert tutum, aile içi şiddet, aileye karşı sorumluluk vs… gibi konulara değinen Alper canıgüz, aslında sağ gösterip sol vurarak derin bir sistem eleştirisi yapıyor. Fakat bu bir hazine ve bulmak yada anlamak için çok dikkatli okunmalıdır. Toplumda ki basit roman algısıyla okunup , bir kenara atılacak bir kitap değildir.

tabi bu yazdıklarım tamamen benim doğrularım !

romanın ana konusu , Alper kamu kardeşimizin tanık olduğu bir cinayet üzerine işlenmiştir .bu cinayetin ardında ki sır perdesini, Alper kamu, çözmeye çalışırken başından bir dizi olaylar geçer…   hızlı okunması şiddetle tavsiye edilir. Belki “yann tiersen..amelie soundtrack” eşliğinde okunabilir. Tercih size kalmış. İsterseniz sinan akçıl eşliğinde de okuyabilirsiniz.

Ayrıca romanın son bölümlerinden biri olan “ böyle uyurdu Zerdüşt” bölümünde; aşırı yoğun düşünme gücüne sahip bir insanın bilinç altına inildiğinde açığa çıkan kavramlar kargaşasıyla karşılaşacaksınız ; Öztürk ,duygu fırtına, castratus, geçmişyiyen ….ve bütün bu kavramların ortasında ara ara dialoglar , kavgalar ve hatta monologlarla karşılaşacaksınız.

Kısacası biraz Freud, biraz da nietzsche…bir o kadar üst akıl ve çok fazla sabır J

Sonuç olarak okurken gülüp, şaşırıp, duygulanıp, sinirlenip ve kendinizi boşlukta hissedebileceğiniz bir roman. 

Kalemine sağlık Alper canıgüz diyelim.

Muhabbetle,


Aman ha çayı unutmayalım J

12 Ocak 2015 Pazartesi

GÖZÜME İMGE KAÇTI

kendimi sonsuzluğa ayarlanmış saatin
hiç çalamayacağı umutsuzluğuyla
umutlar türetirken ki yavaşlılığı
arasında ki paradoksa benzetirim
ve ne zaman ki düşünsem gülüşünü
ılık bir mevsim tüner ruhuma

bakma sen; ben tırnakların ölüsüne
şiirler yakmış adam değilim
ama içimde yangın, öyle büyür
öyle alevlenir öyle de söner
bendimden su taşsa ne farkeder
seni, beni, onu ve onları
kurtarıp nuh'un gemisine kim fırlatır
kim dedirten kimse o

o, kalbime yekpare bir kuş indirse
kanadında ki kanla yıkayamam yüzünü
belki dinletirim sesinde ki melodiyi
ve inanırız birlikte, güneşe karşı çaylaşmaya

herşeyin başı çay

7 Ocak 2015 Çarşamba

ÇAY VE ZEN ( OKAKURA KAKUZO )

Çay severlerin dikkatine !

Bu kitabı okuduğunuzda, çayı neden bu kadar çok sevdiğinizi daha iyi anlayacaksınız.


Neden mi ?

Çünkü rikyu der ki;
“gerçi çayı birçok kişi içiyor
Ama siz çayizmi bilmezsiniz
Çay sizi içer “

Çayizm, rikyu, raiku, çayın tarihçesi, çay üzerine efsaneler, buda ve Budizm, çay seramonileri, çay ustaları, çayın demlenişi vb gibi konular işlenmiştir.Ruhunu, kalbini ve hayatını çayla hemhal eden biri için “on numara beş yıldız” bir kitaptır.

Ayrıca kitapta ilginizi çeken daha başka konular var, mesela ;

Batılıların beş çayı, çay mı tea mi , sanat, insanlık, evrensel konular, felsefe ve tarih…belki de salt normların kapsamında göremediğimiz bir öğretiyle karşılaşabilirsiniz örneğin :
Batının göremediği doğuda ki manevi duygularla ; doğunun batıyı materyalist taklitçiliğini , kendi deyimiyle “ ben nazik bir çayist değilim” tavrıyla ve sert bir dille eleştirmiştir,okakuza kakuzo( 1863-1913; Japonya,  Yokohama )

kitap iki ayrı bölümden meydana gelir .
1.      Çayın hikayesi : çay kültürü, çayizm , çay ve zen, çay seramonileri
2.       Çay kitabı : insanlığın fincanı, çay ekolleri, Taoculuk ve zen, çay odası, çiçekler ve çay ustaları

Kitaptan kısa kısa aldığım notları buraya yazıyorum . belki bir fikir verir yada daha da meraklandırır ki gerçekten meraklanması gereken ve okunmasının şart olduğunu düşündüğüm bir kitaptır 

Okuduğum kitabın 102. Sayfasında “ dünyanın kendisi böylesine gülünçken , insan nasıl olup da dünyayı ciddiye alabilir…” diye başlayan uzun bir tiradla karşılaşacaksınız ki ; hafif tebessümünüzle “ evet, işte dünyanın gerçekleri “ diyeceksiniz içinizden..

“Ellerini temizliyorsun ve kaplarda ki kiri ve tozu alıyorsun
Ama eğer kalp saf değilse bütün bu titizliğin ne anlamı var”

.....Rikyu rüyasında lao zi’ye ve sakyamuni buddha’ya çay seramonisinde bulunmaması gereken en önemli özelliklerin ne olduğunu sorar
-Lao zi ; para ve dünyanın tozu
-Buda ; ego, ihtiras ve nefret olduğunu söyler

Çayda ne şarabın küstahlığı, ne kahvenin kendini bilirliği ve ne de kakaonun saf saf gülümseyen masumiyeti vardır.

Sanatta kibirlilik, ister sanatçıdan ister halktan kaynaklansın , karşılıklı duygu alış verişinde oldukça yıkıcıdır.


Eğer bizim duygularımız evrenselse sanatta evrensel bir dil haline gelebilir.

Artık sanatçının adı eserinin kalitesinden daha önemli.

Bizi seven ve bize sessizce hizmet edene karşı her zaman zalimizdir

Eğer görebilirsek mükemmellik her yerdedir


13.yy yaşayan zen ustası Dogen zenji chado nun amacını belirten şu mısralarla bitirmek istiyorum

“Aklı boşaltmanın yolu kendini unutmaktır
Kendini unutmanın yolu dünyayı uyandırmaktır
Dünyayı uyandırmanın yolu aydınlanmış olmaktır”

4 Ocak 2015 Pazar

A 'dan Y 'ye ASILSIZ ŞİİR Z'Yİ ALLAH BİLİR

1.
ben y kuşağı insanıymışım
bunu bugün öğrendim
allah bilir daha ne kadar bilmediğim var
allah bilir diyorum
çünkü insan cennete insansız kulelerle selam çakınca
ben de bir şiir yakmalıyım kandil yerine
bugüne yarına ve allah bilir
belki bir ara sessizlik muhteva olur
küstahımın içine...

2.
sol kaburgamda esen bir ağrı beliriyor
çünkü aşk görmediğimiz noktadan çarpar
buna kör nokta derler dizi setlerinde
izleyenler bilmez ama
figüranlar hep kör noktada birikir

3.
müslüman mahallesinde salyangoz satan birine
hişt hişt demek  varmış
hössttt demeyi de bizimkiler'den öğrendik
bilmiyorum allah bilir ya
nerden başladıysak bu duaya
allah bilir belki bir mazlum tükürdü beddua
belki çok olasılık taşır
gözümüze balyoz iner çapaklarımız temizlenir
figüranlar isyan etseler
kahtı rical infılak eder kendi kendini

4.
ben y kuşağına yükselmişim
bunu okakura kakuzo söyledi bugün
çay içtim çay içtim çay
zen budisti çaya ruh çağırmış
batı tasıyla tarağıyla alıp çalmış
doğu figüranı oynarmış hep
mış diyorum
çünkü geçmişe bağlandıkça
cennete varırız diyor büyüklerimiz
dünyaya barış gelir ve kan
tezat deme itiat et kurtul
velhasıl aklı ölür yüreğin feraha tuttutulur

5.
öldürmekle barışamadı bir türlü küstahım
nietzsche küstah ben küstah herkes üst insan
alta kalanın canı cehenneme !
işte böyle al(l)eme
bu akıl eder kulleme
kafiyesizlikten ölecektim neredeyse

yağız atlardan çitaya evrildik artık
hızlı koşan kazansın
böyle emreder sermaye

6.
aşk bize gül versin sevgilim
samanlıkta iğne arayanların
telefonları hep meşgule alınır
çünkü aşk her yerde
samanlık da fani iğnede

3 Ocak 2015 Cumartesi

PIRESTEZİ

aşırı kapitalizm kadın öldürür
aşırı öfke insan öldürür
aşırı hep öldürür
aşmamak da öldürür
ve insan çokça ölgün

annemden dua alırım her gün
sistemin çarklarında ezilmek için
' allah sana "hayırlı" çok para versin'
hayırlı para yoktur anacığım
bağırıyorum içimden
ruhun sıkıştığı mengene vardır

nihilizmle ölüm arasında
şükrün şarkısı kuşların dilinde
hayatsa duymakla hissetmek ortasında
savurur bizi isteğin ötesine
nerdeysek orda olmak ağrı gelir

biraz hissizlik alacak para nerde ?

2 Ocak 2015 Cuma

KORKUNUN EFENDİLERİ ve AKLIN ÖLÜMÜ

bir yüzyıl daha ölebilirim tanrım
bir yüzyıl daha yoksul
ve yoksun bir amaç uğruna
doğmanın acı hıçkırıklarıyla dünyanın kirli yüzüne
salyalarımı savurabilirim ki
bunu çoktan hakketti

herşey karabasan ve psikolojik bir felaketti
antik yunan aristokratları kadar
gergin ve nehir başında su içen ceylanların temsiliydi
kendisi hiç olmadı ki olamadı !
hep bir başkasını oynarken gergin
hep bir yalanı öperken tevazuya bürünerek
aslında içinde ki zehre acı katardı
ve bulaştırırdı ruhun imgesel deneylerine
lakin empirizime karşıydı
karşısına duran her kişiye karşıydı
karşıydı karıştı karabasan olup
ruhla aklın dengesini bozdu

tanrım bunlardan o kadar çok ki
senin yarattığın dimağın içine girip korku cellatları gibi
öldürdü içinde ki insanı
insan eşrefi mahlukat mı
kötüyü öldürmeyene kadar hayır
iyiyi öldürene evet
"ıkra" yoksa
başkası varsa senden gayrı
nasıl tırmanılır o dik yokuşlara
terazi nasıl dengeye gelir öldürmekle

gazze geçince bir film şeridi gibi kalbimden
işte orda seni görürüm
aynada seni görürüm kendime bakarken
'mona lisa' da 'da vinciyi' görür gibi görürüm seni kendimde
ve şaha kalkar bir mazlum
belki kobenide belki çinde belki bangladeşte
-ezidilerin suçu ezidi oldukları için miydi tanrım ?
bu büyük soruyu sorarım alimlere
ve onlar altından tahtlarında
amerikalı bilim adamlarının ürettiği tabletlerle
suçu yığarlar onların üstüne
peki merhametin şarkısını kim kıstı

.....

ah bu sorular hiç bitmez
ve ben ölürken içimden
yüzyıl daha ölebilirim tanrım
bir mazlum ölüyorken
susuyorken herkes