Masanın üzerinde ki bardağı aldığı gibi mutfağa koştu. Çayını
doldurup salona dönmesi arasında geçen süreyi o anda hesaplamaya başladı ; tam
olarak on saniyeye tekabül ediyordu. Fakat bu maçın her saniyesi çok önemliydi
onun için, ucunda aşk olan her şey gibi. Ama diğer yandan da çay içemeden
duramıyordu. Bir uzvu yokmuş gibi; bir dişini kaybetmiş kadar boşluk da
hissediyordu.
Bardağını masanın üzerine koydu. Heyecanlıydı. Bu maçı
mutlaka kazanması gerekiyordu takımın. Yoksa bütün planları mahvolacaktı.bu
maçı kazanırsa takım, iddiaya girdiği arkadaşı tarafından otobüs bileti
alınacak – yol masraflarıyla beraber- ve o sevdiğini görebilecekti. Evet işte
bütün o telaşın sebebi buydu.
Maça sürekli bir beraberlik skoru hakimdi...
Yenişemiyen takımlar çocuklar gibi paylaşmayı seviyordu
sanırım..
Ve evet işte son dakikada atılan gol her şeyi değiştirdi…
Acaba kazanmış mıydı ?
Bileti arka cebine koydu. Evden çıktı. Elinde küçük bir sırt
çantası. Otogar çok uzak değildi. Şehrin merkezindeydi. Oturduğu eve yaklaşık
15 dakika yürüme mesafesi vardı. Saate baktı , yetişirim dedi. Ayfer teyzeyi
gördü, tebessümle selamını verip , hafif bir tempoyla otogarın yolunu tuttu.
Otogara varıp arkadaşını gördü. Tokalaştılar. Gülümsediler. Eh
ne yapalım kısmet değilmiş. Biletini verdi. Otobüsüne bindirdi. Hareket halindeyken
el salladı…
Otobüs hızla uzaklaşırken…
Gülüşünün ardına saklanmış iki gamze gittikçe ona
yaklaşıyordu.
“işte böyle” dedi ve derin bir nefes alarak “bazen gerçeği
yenemezsin ancak anılarda yaşarsın”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder