Saat gecenin
üçü.
Ben bu
saatte yorganımın sürekli toparlanmasından şikayetçi olurdum bir zamanlar....
Bir zamanlar,
zaman denilen kavramın bunca boşluğumu nasıl doldurduğunu bilmezdim. Kendim için
ne kadar kayıtsız kalmıştım oysa.işte tümden gelim bu anda karşımda beliriyor. Bütün
zaferlerimden döndüğümde aslında tüm kayıplar tek tek dikiliyordu karşıma. Ben hiçbir
şey kazanmamıştım, birkaç afili,hoş ve her insanı yücelten sözden başka...
Geçenlerden bana
bir mabed uzatıverdi tanrı.
“al sana bu
geniş salonu benim yarattığım ruhlar için kullan”
Durduğum noktada
düşünmeye ara verdim. Bir mantığın süzgecinden geçirmeden aldım avuçlarımın
ortasına ve boyuna bu mabedi seyre daldım.ruhum yeniden canlandı, yeniden
dinçleşti, gençleşti...
Salkım saçak
bir üzüm ağacının altında gölgeye uzandım.rüyama kara sakallı bir genç geldi. Bana
elinde tuttuğu kitabı uzatarak
“sen bir
tutsakdın yıllarca. Her gelen hüküm sürdü ruhunun üzerinde.bak bu kitapta
insanın özgürlük tanımı geniş yer kaplıyor. Okuduğunda kendini bulacağın bir
kitap bu..
Belime bağladığım
kuşakları yırtmak kararını verdiğimde annem bana çok kızmıştı. “ oğlum yapma
allah aşkına sen, yıllarca bu kuşaklar için çalıştın. Şimdi neden yırtıp bir
kenara atmayı düşünüyorsun”
Ben bu
sözlere karşılık vermeden oturdum yerime ve hiçbir şey olmamış gibi başladım
çayımı yudumlamaya.
Saat gecenin
üçü
Ve ne zaman
üç rakamı dikilse karşıma kaybettiğim herşeyi düşünmeye başlarım.
Ben ne
kaybetmiştim acaba ?
Ne kazamam
gerekirdi
Şu anda
birileri öldü galiba . onlar için üzülmüyorum. Çünkü demirin ateşte erimesine
benzetirim . demir ateşte uzun bir süre yada kısa bir sürede erir; ateşin
sıcaklık derecesine bağlıdır. Ama sonuçta erir. Yani doğduğumuz gün ateşe
atılan bir demir gibi atıldık hayatın kollarına ve er yada geç ölüm gelip bulacaktı
bizi yaptığımız eylemin ortasında.
Bir çocuğun
kanlar içinde annesini aradığını görünce ne kazanamadığımı anlamıştım.ben o
çocuğun yanında olammadığımı kaybetmiştim. Savaşın ortasında çaresizlik içinde
ki insanlardan olmamayı kaybetmiştim.deprem,sel, tsunami gibi afetlerle hiç
karşılaşmamayı kaybetmiştim. Devrim için mücadele veren kahramanların yanında olmamayı
kaybetmiştim....
Ben aslında
hiçbir şey kazanamadığım için kaybetmiştim.
Sağıma baktım
tenha örgülerle örülü bir gece
Soluma baktım
yine aynı
Nerden bakarsam
orda kazandığım kaybettiğime denk düşmeyecekti.hep bir buruk, kasem ve
melenkoli... sonra şarkılar, şarklılar,şakalar,şakaklar...
Sonrası tanrının
bana emaneti yüreğimde muska gibi taşıdığım o mabed.
Sonsuzluğa
muhtacız nedeni meçhul !
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder