Seviyordu
Aşıktı
Kendini bilmezdi
bu deli oğlan...
Sigaram ket
vuruyor parmaklarıma bir kaç saniye. Gece tuhaf bir varlığın ölmüş olan parçası...sislerle örülü,yalnızlıkla,sessizlikle
ve her insanın sensizliğiyle...
Patır kütür
düşüyor önüme kara çarşafıyla. Ellerime dokunuyor, parmaklarımın içinde
dolanıyor...
“ulan” diyesim
var tam da burda
“ulan
sillesi hayatın ne iz bırakır insanda”
Bardağım lekeli
tıpkı hayatım gibi.kristalleşiyor içimde ki her ses ve buğulanıyor yaşadıklarım.
Gözlüğün arkasında duran dünya beni çağırıyor sürekli, sürekli, birilerini
mutlu etmenin amacı güdülüyor içimde. Kendim olabilmemin izdüşümü, hayallerimin
içine itiliyor bir bir...
Sana çok
uzak bir mekanda yazabilmenin çok acı olduğunu biliyorum aslında.sabrım
ufalanıyor gün gün sermeyenin avuçlarında. Ama bunları sana anlatamam anne. Bakma
bana öyle anlamsız anlamsız ...beni bir boşluğu izleyen hayal kırıklığıyla
izleme lütfen. İşte burda diyorum sabrım iyice ufalandı sermayenin avuçlarında...sermeye
diyorum anne ! yani şu “bir liran
olmayınca çok kiymetlidir” diyipte bizi okutmak için sürekli olarak biriktirdiğin
ve bize her defasında onun varlığı üzerine detaylı açıklamalarda bulunduğun ve
boşa harcamamız için telkinlerde bulunduğun para varya... işte o para anacığım,
o para için masum insanlar ölüyor ,özgürlük ölüyor .işçiler, madenciler,
çocuklar ve en önemlisi koca bir kainat ölüyor saniye saniye...
Sana şimdi
nasıl anlatmalıyım gücün insanı nasıl insanlıktan çıkardığını ...insanların o
insanı nasıl tanrılaştırdığını... hem de o insanı çok severken bunu yaptığını
hem ona katli vicdan yaptıklarını hem kendilerini köleleştirdiklerini...
Kendimi şimdi
bu koca gövdeli karanlığın içine bıraksam. Sadece bir insanın kayboluşu hakkında
bir fikir verir çevremdekilere oysa hepimiz nasılda “kayıp aranmıyoruz...
Şaşırmamak elde
değil anne. Hep mesajlanıyoruz gibi ve sürekli olarak eksiliyoruz.harflerini
kaybetmiş sözcükler gibi...
Hayır hayır
beni anlamıyorsun anne
Anlattıklarım
ekmek değil su !
Bu yüzden ne
ben sana somutlayabilirim kendimi ne sen...
İşte böyle
böyle geçti zaman denilen muğlak. Sana uzak bir kentte bir balkon tenhalığında
albert camusun başkaldıran insan modeliyle yazıyorum.hani hep derdin ya “oğlum çayın soğudu”
Harbiden çayım
soğudu
Anneler neden
hep haklı çıkmak zorundalar ki !
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder