20 Ağustos 2014 Çarşamba

MIRILDANIYORUM YANLIŞ TRANSLATE


"burkaların içinde yaşadığımız için
hayat bizimle oyun bile oynamıyor artık"
cancağzım
dama yerine dota oynadığımız günden beri
cancağzın ismi şiirde gizlendi

cuntalaşan bir nesil sürünüyor önümde
teknik açıdan bakınca
teolojiyle teknoloji girince birbirine
insanla ihsanda farklı sayfalara yazılıyor
"duyarlılık nerde kaldı"
meraklanıyor dayımın sol böbreği

yelkenler fora yeni bir aşk için
eskisi açık artırmada çünkü
üzülmeyin... bu adi bir gerçek
ama şans topu hep yeni sevgilinin
o dönsün dönersiniz sizde

izini sürmeye başlayın geçmişin
gelecek belirsiz bir karanlık
.... geçmişimin resmini
beğenip , yorum yapmış
ve üstüne oturmuş moloz sapık

evlerden ırak, evlilere tuzak
çocuklara üzülerek
şiire başladım gevrek gevrek
orta oyunda kafa atan karagözdü
bi zahmet bunu da bilek

renault marka bir araba kiraladım
yanımda yalnızlık ve john lennon
"power to the people"  x 6
"insanlık çürüyor" x 6
mırıldanıyorum yanlış translate !

"dolgusu yapılmalı bir an önce"
çığlık atıyor cancağzım
arkama saklanmış şeksiz
arkam şükür ki sermayesiz !

18 Ağustos 2014 Pazartesi

MİTOMANİ

          " Politika için yaratılmadım.  Çünkü hasmın ölümünü istemekten  ya da kabul etmekten acizim"
                                                                                                                              Albert camus

kusursuzdurlar bu konuda ve kanunsuz
hükmeder, uyur ve kucaklamayı iyi bilirler
alkışlanmayı, deri koltuğu ve uyuz
bir portmantoya asıp korkularını, öpüşe(de)bilirler

fakat nakavt olmak için geliriz hepimiz
ölüm her an şahın içinde pusuda
bir saniye lütfen ! galiba biraz aksiyiz
isteseydik indirebilirdik pusulada

olmadı hayırlısı olsun dedik
ne çare; ha monarşi, ha tabu
pirinçten taşı eleyemedik
biz olamadık ki , sorun; aha bu

"kitleler aptaldır" der gustave le bon
bireyler uyuşuk,politikacılar mitomani
sanatına müptela; mübtezeller: on
biz: sıfır işte bunlar hep kleptomani

yazdıklarımın üzerine bi s..ktr çekip
umutsuz uyuyorum atlasın sırtında
yalakalık çekim kanuna duran bir ekip
azıklarını toplasın bu halkın sırtında

15 Ağustos 2014 Cuma

MUZDA DANS EDEN MADONNA

yıldızlar birer seyirci ayın büyüsüne kapılan
insanlar birer terörist
ruhunun derinliklerinde
katletmek bize kahpe bizansın hediyesi
olmalı ki hala tarihsel dönemeçlere sığınırız
dörtlüleri yakıp öylece bekleriz
kasıklarımıza saplanacak keresteyi

sayfalar nerdesiniz
ve kelimeler ve kül tablasında ki izmaritler
hangi insanın rüzgarı savurdu sizleri
varolmak budur işte; adaleti parçalayıp benliğimizle
ve belleğimizde nasır tutmuş tabularımız
reel politika, yüce bir ırk
ve muzda dans eden madonna

hepimiz büyümüş kara delikleriyiz dünyanın
kafatasımı yıldız anatarıyla açıp baktığımda
anladım ki morg , topluma karşı
ve toplum sürreel bir gerçeğin hasadı
yoksa kim inanabilir
fermuara sıkışan piçlerin
katil olmayan babalarına
ve mahkemeler monarşisidir demokrasinin
annemden öğrendim
"insan, öldürmeden yaşayamaz"

14 Ağustos 2014 Perşembe

GECE

0.
tut bileklerinden gecenin
bak
yine diyorum
unutmak nafile
zamana saplanmış bir hançerdir
aşk

2.
sende gelmeyecek yerde durur beklersin hep
gözlerini ellerimle kaşıklarken
bir çocuk haylazlığıyla koşarsın
içimden geçme
sonuna yaklaştık dünyanın
ivmesi arttı acıların
sana en yakın durakta beklerim şimdi
ve otobüsler geçer sabrımın üstünden

3.
aldırma
sessliğin üstesinden gelir ruhlarımız
birazdan
ahmet kaya
"o mahur beste çalar..."
ve platonik bir savaş başlar
batıdan ortadoğuya
kan, acı, çocuklar,
müslüman, ezidi
kürt, arap, türkmen
rojava, filistin
bütün bu kavramları unutma
unutma
umut, unuttuğumuz yerde vurulur
unuttuğumuz yerse;
mezopotamyadır

4.
bizden batılı olunmaz sevgilim
ayrıca doğunun suyumu çıktı
bu da bir ihtimaldir
ama ihtilal değil
olmasında
çünkü her ihtilal
ölümü tarihler önüme

5.

.....bazen öyle seviyorum seni
bazen öyle unutuyorum
bir yaprağın düşüşü gibi
ağacın hiçbir şey hisetmemesi
tuhafdır
tuhaf
tuh
tu
t
düştüm yine içine
içinden yine içine
başlıyorum sen
bitiriyorum hep aynı son

7 Ağustos 2014 Perşembe

KREBS DÖNGÜSÜ

Nerde durduğumu bilmiyorum allahım

Bir yol var ve ben gidiyorum. Kendimden ayrı bir mahluk olarak.hep bir başka olmaya gidiyorum. Sorun nedir.... bilmiyorum ama, bir sorun olduğu kesin.

İnsan ne zaman kendi olmaya çalışmışsa , nedensizliğe bürünmüştür hep. Gerçekten, ya bu hayat anlamsız yada insan çoktaannn acizliğe bağlanmış.

Sen gerçekten böyle mi olmamızı istiyorsun ?

İşte bunu hep tartışıp dururum kafamın içinde.

insan “eşref-i mahlukat” ise, neden o zaman aciz ?

işte bunu da tartışıp dururum kendimle

ben inanmıyorum insanların söylemlerine allahım. Sen insan “eşrefi mahlukat” dedinse eğer , o zaman muhakkak vardır bir yüceliği insanın. Sana ibadet etmek yalnızca belli başlı şartlara, kurallara uymak değildir. Tamam namaz kılmak, zekat vermek vs vs elbette ki elzemdir. Ancak bu üstünde yaşadığımız dünyada bişeyler yapmak, bişeyler söylemek, bişeyler yazmak, bişeyler okumak...her an değiştirmek kendimizi ve buna bağlı olarak dünyayı çıkarmak monotonluktan....


geçenlerde işe gitmek için otobüsü beklediğim durakta , bir çocuk annesinin eteğini öyle sıkı tutmuştu ki, dedim ki kendi kendime “ lan çocuk haksız değil ki; annesinden başka , bu hayatta kime güvenebilir ki çocuk yaşta....neyse otobüs geldi , otobüse bi bindim yaşlı bir amca gözüme ilişti. Amcanın yüzü o kadar sarkmıştı ki , yerçekimi kanuna inanmamak ihtimal bile görünmüyordu.ama bir gözüde kördü bu amcanın, bana en çok bu dokundu.. sonra koltuğa oturdum, kulaklığımı taktım ve kafamı cama yaslayarak düşünmeye başladım...”yaşlılık zor zanaat, bir araba gibi ne kadar kullanılırsa o kadar eskir gün gün , tıpkı insan uzuvları gibi ; gün gün eksilen bişeylerin olması ne kadar üzücü . ayrıca eksilen şeylerin yerine yeni bişeylerin gelmeyişi de kötü. Yani aslında yeni şeyler gelir ama eskilerin yerine değil, başka boşlukları doldurmaya yarar o şeyler. Şey de ne tuhaf kelimedir insanın bir telefona süreki muhtaçmış gibi yaşaması gibi kullanması; eşrefi mahlukatın bir şeye muhtaç olması ne kadar saçma ama otobüse binmeden önce gözümün önünde çekilen “anne-çocuk” sahnesinde ki yorumum gayet normaldi çünkü o çocuktu ...işte cevabımı buldum  “çünkü onlar çocuktu” ve savaşta ölmeyi hakkettiler. 

Çocuk olmak böyle bir şey

Şey ?

Acaba “albert einstein” hiroşimada ki çocukların ahını nasıl taşıyacak mahşerde ?

Belki de insanlık adına yapılmış bir çok şey , çocukları öldürüyordur. Mesela telefonun , pcnin, internetin, arabanın, elektrikli süpürgenin (sesi ) .... gibi icatlar aslına bakarsan bizi yani, çocukları öldürüyor gün gün. En başta sorduğum soruya dönüyorum ve aklıma krebs çemberi geliyor; ne kadar mükemmel yaratmışsın rabbim. İnsanlığı öldüren amerikalı bilim adamları hala çözmeye çalışıyorlardır ... yoksa çoktan iğneği iğneye batırmışlardı.

Nerde durduğumu bilmiyorum allahım

Belki de herhangi bişey gibi durduğum yerden sorguluyorum. Bitkiler gibi.

Ve nerde başladıysak oraya döneceğiz
bu kesin...

Ruhlar memleketi bekle beni
Hakikat döndükçe dünyada
Damlalarda bilir gireceği evi
“ikra”  öğretmen hangi okulda ? 

4 Ağustos 2014 Pazartesi

PERGELİMİN AÇISI

                                                         "faşizm, kapitalist reaksiyondan başka bir şey değildir "
                                                                                                  lev troçki

herkes bir pergel alır eline
ve başlar sınırlarını çizmeye
burasıdır dünyanın merkezi
burası her neresiyse orasıdır faşizm

birileri ölünce sevinen insanları anlamak
sakin olmamayı gerektiriyor burası
küf-r etmeyi ve içine kapanmayı

sonra
tabularla örülü dünyanın
kabuğunu çatlatıp dışına akıyor
-yumurta akı kıvamında yoğun ve sessiz-
ve bir çocuğun ortadoğu da kopuyor çığlığı

ortada 'doğu' varsa sevgilim
"doğumdan önce ölüm
hayattan önce acılar gelir

şimdi
kapitalizmin üvey oğlu faşizm
öldürüyor bütün insanlığı
bütün insanlık ölmeyi hakkediyor belki
bir çocuk bankta ölüyor kimsesiz
zaten çocuklar hep kimsesizlikten ölüyor !

sorma sevgilim
içimizdeki korku kırbaçları
bize de uzatıyor bir pergel
ve biz de çürüyoruz sınırların ortasında
söylesene
bir insan
neden
kendini
emenet eder haritalara

kan pıhtısı
bir ömrün son düdüğü
olasılık bu ya
belki emboli

ŞİMDİ NERESİNDE DURMALI HAYATIN

                                                                             " Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi                                                                                      yer, üniversiteden sonra, hapishanedir."
                                                                                         Malcolm X

şimdi neresinde durmalı hayatın
sevgilimin kaykay ellerinde
boşluğa asılı bedenin içinde
subhaneke duasıyla başlayan
manevi duyguların beşiğinde

şimdi neresinde durmalı hayatın
işçilerin emek kokan yüreğinde
çocukların islendiği parklarda
yazın sıcağında çilekli dondurmanın
erimeye başladığı o anın içinde

şimdi neresinde durmalı hayatın
zamanı yüzünde taşıyan annemde
demoklesin kılıcıyla parçalanan
hayatların pamuk ipliğine bağlı
dünyasında...ah ölü mevsimlerde

3 Ağustos 2014 Pazar

KISSADAN HİSSE

insan en büyük yalanı kendine söyler
insanım diye
hangimiz ben (den ) öteye geçebildik ki
biraz anneler
bir de onlar

onlar ki
aslandan süt sağıp
uzattılar mazluma
ve öldüler
karanlık mahsenlerde

kıssadan hissedir her insan
sürekli ders çıkarır kendinden
ama yine geçer
kötülüğün finalinden
ve kalır
iyiliğin bütünlemesine

durum hep böyledir

babamsa şöyle derdi
"hangimiz doğruyuz ki"
ve dışlanırdı toplumdan
kötü olduğu için

oysa kötü değildi o
uykuya yatardı öğleyin
güneşin altında
keçenin üstünde

ve bana teşekkür ederdi
toplumdan kaçtığım için

bense ona
isyan ederdim sürekli
annemi dövdüğü için
gençliğinde

geçmişle yaşayan insan
geleceğini yaşayamaz
o gün kaldı bende
bugünü yaşayamadan

03.08.14..........ısparta

HAKİKAT

dünün padişahı
bügünün kölesi ise
elbet bu dünya
boyun eğecektir allaha
insansa hiç değişmeyen bir ahtapot
ölümsüz gibi yaşayan ölümlü

GECEYE YAKILAN SİGARA


bir sigara daha yaktım geceye
yalnızca gece için
soluğumu hissettiğim
beni özgürlüğe hapseden
gece için

insan geceleri düşünmeye başlar
başlamadımı sorun vardır cancağzım
zaten sorun hiç bitmez ki
soluğun bittiği yerde yeniden başlar
ve tazeler kendini
boş bardaklar gibi

şimdi

isteyen istediğini içebilir
özgürlük her insana yakışır
mesela ben çay içerim
nedenini  anneme sorun
babama sormayın
zira kendisi su içer

su fıtratımızın ilk kaynağıdır
soğan ve sarımsakta öyledir
ama siz bunları toplumda hohlamayın
kokar ve toplum yerle bir olur sonra
ayrıca birileri mutlaka ölmelidir
birileri fransız şarapları içebilsin diye !

madem bu gece içmekten söz açıldı
size bir romantizm getireyim
gece bedenin kumarını oynar
herkes öldürür kendini içerden
ve dışarda yaşatır öldürdüğü adamı

"adam şapkasını fırlattı"
bense kanun(a)  gülüyorum
uduna, gitarına, soyuna sopuna
tükürüyorum ırkçıların suratına

nasılsa birileri öldürüyordur insanlığı
bir çocuğun elleriyle

1 Ağustos 2014 Cuma

İŞÇİ YAZGISI

-işçiler hayatın yoğunluğundan
nefes alıp vermeyi unuturlar bazen
hangi söz gümüşse
işçilerin yazgısında yazılı
bırakın artık batıyı
ve onun köprü altı medeniyetini

dönün yüzünüzü
besmeleyle madene ayak basan işçiye

aşka ve şiire sığmayan bir kelamdı
işçinin alın teri
alnında ter, boncuk misali
düşüverdi; düşüne yenilmiş gençliğime

dönün yüzünüzü
sarı baretiyle karanlığı yırtan işçiye

sukunet perdeleri çekildi
penceresiz sığınaklara
kolları çocuklarına bağlı
bir işçinin dudaklarında mühürlendi
-korkunun en yenilmez haliyle-
ve kapının her çalışında : ölüm
sadece tulumunu bıraktı geriye

dönün yüzünüzü
yaşama, ölümle kafa tutan işçiye-

GÖVDEMİN İÇİNDE YENİ BİR ADAM

ellerimde taştan tohumcuklar
kaktüs ekimine başlamak için
gövdem toprak
gövdemin içinde yeni bir adam
adam şöyle der:
 -sınırlar kocaman birer duvar

ellerimde taştan tohumcuklar
sözcükleri yontmak için
dilim, gri bataklık
bir kadının yüzünde pembe allık
kadın şöyle bakar:
 -su içen ceylan gibi ürkek

ellerimde namlusuz birer tüfek
savaşları öldürmek için
kalbim umut perdesi
bir tragedyanın ortasında ki
rüzgar şöyle uğulduyor :
 -bu dünya fani !!

-şimdi avuçlarım da göğün maviliği

GECENİN ŞARKISI

kederli bir yolculuktur gece

hayat ırmağı sessizce akarken üzerimizden
ve geçerken içimizden sinsice
bir iblisin fısıltısı gibi
kulaklarımızda ki trompetin güçlü depremi
içimize kırık hatlar bırakır
ve hergün
sessiz alfabelerle karalanır
ruhumuzun tahtası

biz sarp kayalıklara dönüşürüz dünyanın ellerinde
günün tedirgin saatleri
bir parmak balın kokusuna
ömrümüzü mengenesiyle sıkıştırır
acılar !!
sürekli değişiyor birike birike
ruhumuzun tahtası
karalanır sevdiklerimizin elleriyle
sessizlik
şiddetini artırır
"gitmek" eyleminin orta yerinde

-umuttur yeni günün mutluluk anahtarı

hayatın sonsuz gülüşü düşer
yarım kalmış anıların üstüne
imgelerle maskeleyerek kendimizi
yürürüz dünya denilen bin şeritli yolda
bir manevrayla kurtuluruz diye
sollamaya çalışırız acılarımızı
oysa
" acılar silinmez" biliriz
"acılar birikir ve yavaş yavaş öldürür"

gecenin tenhalaşmış saatleridir
üstüne üstüne gelir yaşadıkların
anıların zakkumdan bir meyve olup
düşer yüzünün derin yarıklarına
zaman saatlerini uçurur ömrün halkalarından
bir rüyayı okur gibi
uyanırsın şiirin orta yerinde

herşey aynıdır, yol aynı yol
acılar hala dipdiri durur içinde
hayat ırmağı sessizce akar üzerinden
-hissettirmeden

bir tek aynalar
ve mezarlıklar
-ölüm insanın şah damarındadır!!

ÖLÜMSÜZ GİBİ SEVERKEN SENİ

                                                                            insanlar birbirlerine aşık olmazlar
                                                                              insanlar birbirlerine acı çektirirler

gözlerine her baktığımda
kelimelerim inzivaya çekilirdi
yüreğimin mağarasında
ve kaldırım taşlarıyla döşeliydi
ayaklarımızın altında ki dünya

ben külden bir şiir yaptım
isminin harfleriyle donattım
gecemiydi...hatırlamıyorum
ama yağmur vardı
ve ıslanıyordu saçların hiç durmadan

hayaline uyanıyordum her sabah
her sabah yeni bir umutla
yeni bir rüyayla
sen, hayalin, masallar ülkesi
ve ölümsüzlük !

derler ki
bu dünya üç günlük
ne tuhaf sevdiğim
ölümsüz gibi severken seni
ölüme yürüyordum adım adım

ve ilkin gözümde birikiyordu acın
sonra ağır ağır doluyordu içime
güneş sırtını dönünce bana
sözcüklerim mıknatıslar gibi
itiyordu yüreğimi yüreğinin kıyısına

seni yazayım derken sevdiğim
aklıma çarpıyordu
zarifoğlu'ndan bir mısra
"ne çok acı var"
ve sürekli
karşıma dikiliyordu bu koca duvar

siyanüre hapsediliyor insanlar
 "ne çok acı var"
toprakla oynuyamıyor çocuklar
 "ne çok acı var"
kızıl renkte akıyor nehirler
 "ne çok acı var"
gökyüzü mavi değil artık
güneşe hasret bir bahar
yağmur insanları söndürüyor
yaklırak öldürülen insanları
 "ne çok acı var"

çıkıyordun içimden bir tank gibi
hiç durmadan bu duvara bakıyordum ben
ve son bir şiir yazdım
acı duvarına;

müteveffa aşk

sen bir rüzgar mıydın
gelip geçtin öylece
hafif melteminle küllerimi
bıraktın sonsuzluk denizine
sen bir günah mıydın
bir tokat mı
bir diriliş rüyası mı
sen öylece gelip geçtin
acı duvarına
takılıp kaldım ben  
toz pembe bir rüyaymış aşk
anladım

rulet oynarken bir gece
öldürdü kendini gülüşüyle

KİMYASI DEĞİŞTİ RUHUMUN

-ey ! altı yılın her saniyesinde
içime yalnızlıkla bir düğüm atan şehir
hatırlar mısın
ölü bir mevsimde tanışmıştık seninle
ağaçların yavaş yavaş soyunuyordu
yaprakların fısıltılarla dökülüyordu kaldırımlara
ve sidren-de
alacalı gökyüzünün bir karış altında
gündoğumunu bekliyorduk ezan sesiyle

vakit erkendi daha
yalnızlık paranoyasını solumak için
içime huzurla kaplı bir rüzgarın esintisi
çarpıp duruyordu
içime kırmızı kitabın gölgesi vuruyordu
ne bir ter vardı yüzümde
ne de katrana bulanmış bir ilmek
düğümlenmişti içime

nasip bu ya
şeytan bir fil gibi
uzattı irin yüklü hortumunu
suya susamış nefsime
ecel gibiydi bu yanılsama

hep aynı hata
hep vurgun sevdaların yamacına
yaslanırdım gönlümün elleriyle

yere düşerdi gövdem
gövdem, dünyaya bağlı bir pamuk ipliği
hallaçları çekerdi beni
aklım, yarin hayaliyle dolu bir bardak su
dökülürdü toprağa
gelmeyen baharın rüzgarıyla

ve sen içime yanlızlıkla düğüm atan şehir
denize yoktu kıyıların
sokaklarına kar yağmıştı
uzun ceddenin kısa kaldırımlarında
bir yanımda arabalar
bir yanımda kefenden urbalar

her adımımda yıkılmış düşler
ve inadına gülüşler dostlarımdan
o dostlardan birini ruhuma bağlayıp
açılıyorum dünya denilen okyanusa
o dostlardan biri
söküp atıyordu içimde ki kirleri
yıkılan düşlerimi gülüşüyle
harf harf ayırıyordu

ben onu ruhuma bağlayıp gideceğim senden

ey içime yalnızlıkla düğüm atan şehir
gül bahçelerinde bir ilham perin vardı
gülüşünde hayat saklıydı
gözleri zeytin karası
ve bir melek gibi masum bakışları

gecenin bir yarısı
kaybolup gitti
o ilham perisi

şimdi..
ey içime derin sessizlik gibi bürünen şiir
güldüğünde
gözlerinde ki ay ışığı gecemi aydınlatırdı
bilirsin
ondan bana kalan bir nehir gibi
hiç durmadan akarsın içimde

sessizlik soluyorum şu an
yalnızlıktan düğümlerin içindeyim
yinede
gelmesini istemem

çünkü....
açık bir artırmada satılıyor aşk
ve artık dünya
ne aşka gebe
ne de ölümün hakikatine

hayat sahte bir tablo
insanlar eğri büğrü çizilmiş harfler gibi
ruhları yok sanki
inançların ne varlığı belli
ne yokluğu

ey içimden huzurumu çalan şehir

kimyası değişti ruhumun
saadet meleklerim de terk etti beni
ve allah ile aramda
bir alınlık mesafe vardı

gitmeliydim oraya
dünyadan uzak diyarlara
düğümlerimi
ölümsüzlük çözebilirdi anca

ÜÇ ŞARKI

nisan yağmuru gibi ansızın girdin hayatıma
gönlümün penceresine çarpıp aklıma
ordan hayallerle süslenmiş ütopyama
ve derin boşluğuma gülüşünü bıraktın

sonra : "gitmek" eylemi
her zamankinden

hayat esrik bir ayyaş gibi bindi omuzlarıma
seni içimde yaşamaya çalışırken
dışarda sürekli dalgalı bir okyanus
ve bütün gemilerim  alabora

şimdi " anlamak" eylemi
bu son deneme

yalnız olan bir sen, bir ben
aşk ölmedi sevdiğim
sadece tutmadı ellerimizden

İKİ BARDAK ÇAY

bir bardakta ki çayı
öteki boş bardağa
boş bardakta ki çayı
daha önce dolu olan bardağa
 ve böyle
sade süreğenlik
zaman kazandırır
hayatta kaybedilen herşey
ivmenin artmasındandır
tat, sabrın en verimli kuşağı

AŞKIN NOKSANLIĞI

1.
sabah sabah
inceden gülüşün dokunur
yüreğimin avlusuna
aklımın sesi kısılır

2.
hissediyorsundur
rüzgarımın sertliğini
meltemler hep uzak durmuştur bana
ki biraz da asabiyim aşka karşı
biliyorsun
beni en iyi sen anlıyorsun da
uymuyor adımlarımız zamana

3.
dünyayı kaldırmaya çalışırken genç kaslarımla
sırtımda günah işlemeli kambur
ruhun parayla takasta olduğu bir zamanda
senin karşıma çıkman
günün beklenmedik yağmuru gibi
ansızın ve huzur verir
pencere camının arkasında

4.
artık bir şeyin beni tutması gerekir
-aşkın düşük frekansı
-acının artan ivmesi
anılarda hep birşeyler anımsatır ya
bilmiyorum belki saadet
ertelediğim gençliğim gibi
dünyaya kurban edildi

5.
üç kişiydik aynı masada
sen ben ve çay
aşkı davet etmedik
aşkda gelmedi zaten

6.
kalbim seni tutarken
aklımda öldürmek ihtimali
bu bir deli saçması değil
geceler öldürüyor masumiyeti

7.
topuğundan vurulmuş bir mevsimdeydik
susarak uzaklaşıyorduk
ve böylesi en güzeliydi
ne aşk öldü sevgilim
ne de biz doğduk


aşk ! yine mi noksan kaldın
aklın terazisinde

FABRİZİO PATERLİNİ VE PİYANO

fabrizio paterliniyle geceye indim
ve birden karşıma sen çıktın
dağıldı yine burçlarına beyaz bayrak diktiğim kalelerim
oysa ben bir imdat sesi olmak isterdim
bütün acıların sonuna hazır
ve nâzır bir bakışım vardı senin dışındakilere

içime stratosferden atlamıştın
ve kalbim dağılmıştı kuantumsuz
gülüşünün ivmesi karışmıştı kanıma
ruhuma dolanmıştı saçların
herkes bir miğfere ibadet ediyordu sevgilim
benden böyle bişey bekleme dedim
gitmek istersen yoluna taş koysun dualarım
sonrasını hatırlamıyorum
bizim orda buna aşk diyorlardı
ben de öyle baktım sana
ama sen bunlara inanmak istediğin için korktun
ve bakışım gittiğin o incecik  zamana çakıldı
ancak gelişin sökebilirdi beni oradan
sen gelmedin
dünya bütün günahlarıyla döndü etrafımda

fabrizio paterliniyle devam ettim geceye
uzadıkça kısalan bir saç teli gibi
amacım: anneme benzemeden anneme benzeyerek
benzin döküp yüreğimin mağmasına
seni yakmadan öldürmek içimde
içimde sen olmadan yaşamak seninle
seni tutup kaldırmak kendimle
sonunda kendimi öldürmek seninle
ve yamalı pantolonlar giydirmek bilmeceme

bil istedim
-saçlarını tığlarla örünce
hayat kahpe yüzünü gösteriyor her defasında
sanırım yeni yenilendi hücrelerim
kaşımda ki kapanan yaradan anladım
bedenim dipdiri duruyordu ipte
ip gidişinin rüzgarıyla koptu
elbiseleri döküldü çocukluğumun
yeniden koştum anneme
ve sarıldım rahmanın ellerine

sözümü kıstı fabrizio paterlini
kendi suskunluğuna vurdukça vurdu piyanonun tuşlarıyla
kilitlendim
açmak yine anneme kaldı kalbimin kapılarını
biraz freudça bakmak gerekirse
annem  sevgilim olmaya en layık kadındı

-bam !
diye bir ses düştü gerçeğin üzerine
duygularım toplanıp savaştı yeniden
ah kalbim
yine sen diyor yine aşk
yine yine
yeniden savaşmak
fakat ne iğrenç bir gerçektir
ölmemek için öldürmek

şimdi üçünüzden biri ölmek zorunda
hanginiz ölürse önce o kazanır bu dünyada
ve şükür ki ölüm var sevgilim
dedirtinya bunu bana
yoksa hayat denilen duvarsız hücre
sen dediğim aşk gibi
ne veriyordu bana
acıdan ve yaradan başka

bir yaz gecesiydi
pencerem açık
hava soğudu iyice
sabah öldürmek üzereydi geceyi
sen kalkıp büyüdün bir tümör gibi
nasıl yakışırsa öyle davrandın aşka
erittin içimde ki herşeyi
ya rabbi bu nasıl bir düğümdür
daha çözemedim belinde ki kırmızı kuşağı
herşey öyle birikiyor ki
unutkanlaşıyor unutmak eylemi
ve artık
susarak karşılayabilirim kendimi

ELDE VAR AŞK


                                                                                        " hayatta herşey acısıyla anlam bulur"
   

   film başlar
karanlıktır her yer

sıfırı çok önceden tüketmiş sevdaların ardında
bir kaç limitsiz söz söylenir
teselli niyetine

"bakarsın bir gün yine
bir masa kurulur aramıza
iki bardak çay
taze sıkılmış iki kalp
gözlerin anlamsız savaşı başlar
tarif edilemez mutluluk
takılıp kalır dudaklarımız arasına"

filmin ikinci yarısı

"ah bu şarkıların gözü kör olsun"
denilen anlarda
herşey yeniden başlar
belki de çok uzaklarda
iki ruh, geçmişin duraklarında
bekler durur birbirini
iç geçirir habersiz

son
erler film

anılar bölünür ikiye
geçmişin tepeşiriyle
kalan hayaller toplanır
hüznün sek içildiği
yalnızlığın boşluğunda
hatırladığımız neydi şimdi

elde var aşk
elde var aşk
elde var aşk