22 Eylül 2013 Pazar

'HÜZÜNLÜ SÖZCÜKLERİN SULTANI'

Dinlemiyorum artık aşk şarkılarını
kesmiyorlar içimdeki acıyı
durup durup bakıyorum tütünüme,
bir de fotoğrafında ki gülüşüne

kalp ağrılarım ,duygusal sendromlarım,buğulu sevdalarım
ötelenin kuytu karanlıklara
bir gecenin acizliğinde kaybolup gidin
sonsuz bir düş'ün hasreti yakıyor bedenimi,içimi
hayallerim batık bir kentin dilencisi şimdi
ayrılık dün gibi hep geçmişe götürür sesimi
boğuk çıkan kelimelerim,
bembeyaz bir örtünün ,masmavi gökyüzünün,
içime düşen acının sesini kısın
ve savrulun geçmişle yazgılı geleceğin ardına

kanat takılan bir kelebeğin 
avuçlarıma dokunduğunu gördüm
hasretim büyülendi
taze bir kezzap kıvamında yüreğim
ne dert kaldı geriye; ne acı ne aşk ne özlem 
bütün hüzünlü kelimelerin
sultanına boyun eğdim ben.

ölüm acı 
ölüm sızı
ölüm hakikat
ölüm bende duran sessiz firari
bir akıntıya kapılan ayrılık silsilesi

yeniden başlıyoruz sanki
aynı sözcüklerle örülü bir teselli durup size diyor ki
'hayat devam ediyor'
elbette öyle ama, yarım bırakıyor 
bunu hiçkimse bilmiyor,anlamıyor
çünkü gerçekten ateş düştüğü yeri yakıyor
bunu çok iyi anlıyorsun; karşında bitiverince bir anda
hüznün toprağa,sesin içine gömülüyor

bütün yaraların kapanıyor farkında bile değilsin bunun
acı kanat takıp uçarken dünyada
şaşırıp kalıyorsun bir bitki gibi
yaşıyorsun ancak kimin için, niçin 
daha hangi yalnızlık serüveni için 
bunlar gibi birkaç klişeleşmiş soru hafızanda gezinip duruyor 
neden böyledir acaba; cevabını bildiğin sorular
bazen cevapsız kalabiliyor

hayat ölümü aşka dönüştürdüğünden beri
biz hep vurgun sevdalara koşuyoruz 
iliklerime kadar ıslandım.
bugün günlerden 'gece'
ve ben herzaman, gece şiir yazarım 
başbaşa kalınca anılarımla 
gözbebeklerimden yaşlar değil, mısralar dökülüiyor

sıkıldım artık, bu dünya neden böyle acıya gömülüyor
neden sözcükler yer değiştiriyor
gülüm dediğin yerde
ölüm nerden çıkıyor

her saniyede ölüyoruz, saatim söylüyor bunu bana
cansız varlıkların neler anlatığını anlayamıyoruz
bencil,savurgan ve nankörüz aslında
yada körüz, gözümüzün önündekilerini göremiyoruz
unutuyoruz unutuyoruz tüm gerçeği

bazen sadece susuyoruz 
bazen de unutup gibi yapıp, hayata devam ediyoruz
her şeyimiz sahte artık, her yaptığımız yapmacık
aldığımız nefesin dışında

herşey acı diyor bize 
ölürüm diyoruz günde belki binlerce
ama hiç kimse acıdan ölmüyor
hiçkimse kimsenin yarasını bilmiyor
içimizdeki sırlarımız bizi tutsak kılıyor 
körpe yanlızlık büyüyor orda
taşıyor sonra, nehir diplerinde birikiyor
sesimize sessizlik eklenince 
ucu bucağı görünmeyen hayal dünyasına gömülüyor
ve yeni bir ütopya kuruyoruz kendimize, 
tıpkı platon gibi

istanbul hatırası bir gemi
fotoğrafının arka planında
gülüyorsun orda
sevinç gözbebeklerinden akıyor
boynunda atkın,üzerinde kazağın
sevdiklerini kuçaklıyorsun
gülüyoruz, buruk bir sevinç kaplıyor yüreğimizi
sen gittiğinden beri fotoğraflarınla yaşıyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder