Cebinden çıkarttığın kelimelerin boynu bükük şimdi,Adının her harfinde bir hüzün saklı,bir sır perdesi
Nefti bakışlarınla, geceleyin göğün yüzüne açılıverdin
Eşsiz bir yolculuğa tebessümün dokundu
Rahmet rüzgarlarıyla savruldun aramızdan
gülmelerimizin sebebi sendin
neden gittin
tüm anılarımız geçiyor gözlerimden
tuzlu sularıma dokuna dokuna anımsıyorum seni
mendilsiz kaldım sen gittin gideli
kendimi yarım bir insan gibi hissediyorum
karşımda fotoğrafın duruyor, ağlıyorum
neler yaşadık seninle o kiremitten örülü tabutta
ne kadar da mualifti ruhlarımız
başka hayatın ,başka zamanın çocuklarıydık
biz,evet ikimiz yelpaze perdelere tutunurduk
kalın duvarlara gebe dünyada
ağız dolusu gülmelerimiz
sebebsiz kahkahalarımız
köşe bucak kaçışımız insanlardan
aslında tüm hayatımıza inat yaşadıklarımız
şimdi gözlerimde bir buğu gibi,sessizliğimiz
yanık türküler mırıldanırdık ,
aşk şarkılarının kesmediği vakitlerde
o gece yarılarına kadar süren yargısız infazlarımız
uçsuz bucaksız hayallerimiz ,düşlerimiz
nerde şimdi o ölü kelebekler,gece nöbetleri,
boyalı ucuz içeceklerimiz
parçalanmış gömleklerimiz
yamalı sevinçlerimiz
nerde şimdi okul yolunda harcadığımız ağza alınamayacak küfürlerimiz
oysa ne kadar da kolay savururduk havanın radyasyonla örülü atmosferine
içimizin alabildiği kadar sıkıştırırdık dertlerimizi,parasızlığımızı
herşeye inat sehrazat kahkahalarımız eksik kalmazdı,heryeni güne inat
şimdi seni yazıyorum ha
sessiz gidişini
ulu orta saçıyorum ha
rengarenk gülüşünü
kuruyan dallarımızı heryeni günün aydınlığıyla okşardık
heryeni güne umutla başlardık; monoton refleks: beynimizin hükümdarı
kesin yargılarımız şunlardı: aşk,özlem ,umut ve merhamet
hepsi bir tek ismin içine sığrılabilseydi eğer
senin adına takılıp kalırlardı herbiri farklı ahengiyle
gıcırdadı içim, kırmızı renkten bisikletin düşünce aklıma
'kırmızı bisikletli çoçuk' şiirini yazacaktım sana
kararmış gecelerin ardında
ne çabuk tükeniverdi zaman kıskacı
ne anlamları tükettik, bencil,huysuz bir hayatın kollarında
sımsıkı sarılamadan birbirimize
yitirdik şimdi ahd yüklü sevdalarımızı,aşklarımızı
zorlu bir maratonun son kulvarında bıraktın vandetta üçlüsünü
kaldık turu sinada bir başımıza
gittin,
iki dağın arasında,
koklamaya kıyamadığın üç papatyana dokunarak
dokunaklı, umursamaz, hüzün yüklü gülüşünle
azrailin kanatlarına atlayıp
ardına bakmadan,çığlık atmadan
sessizce süzüldün mavi duvarlarla örülü denizin derinliklerine
araba süvarileri,el freni ve dripling
hafızama çaktığın derin yarıklar mahzeni
süslü kelimelerin sanatkarı
can dediğimiz sensiz günlerin başlangıcı
er gibiyiz şimdi ;hep aynı benzetme sanatı
sakal traşı,absürt hikayeler ve ağız dolusu gülmelerimiz
başladığı yerde duraksadı
başlayamadan bitti...
külden heceler ,darmadağın imgeler,sözcükler ve yamalı özdeyişler
hayatının özetini tanımlar
bütün geçmişin, çocukluğun ve gençlik baharı
çeyrek asra sığdırdığın 'hayat' sözcüğü
seni anlatmak mümkün mü?
ben yaşadım seni , şükürler olsun
geldin, güldüm hiç gülemediğim kadar
kısık seslerimiz harman yeline kapıldı
bekliyoruz ,elimizde tütünden yapma kanatlar
ölümler,acı veriyor artık
ölümler, seni hatırlatıyor
gülüşün hafızamı zorluyor ,yorgun bedenim kaldıramıyorum gidişini , apansızım yokluğunda
bana bir türüt şarkı bıraktın gitmeden önce
onu dinliyorum her gece
keskin bir bıçak gibi
saplandın yüreğime
gittin, çekip çıkardılar onu benden
kanıyorum ,ciğerim sızlıyor
bakınıyorum etrafıma
herkes aynı, herşey aynı sanki
gülüyorlar,gülüyorlar bree
ben ağladıkça onlar kahkahalara boğuluyor
pişirilmiş çamurla sıvanan ruh
kirli bir dünya,öcü bir sessizlik
ölümü hatırlatan soğuk yalnızlık
ve yanlızlığı bastırmak için içtiğim sigaralar
her bütünlük, her tutku, her aşk
kendi paydasında payına düşeni sıyırıp aldı
sensiz bir bekleyiş hüküm sürdü
kulaklarımızda ölüm çığlığı
yaşayamadığın güzelliği hatırlattı
ve bitti
tarih ,yeniden tekerrür etti
solmuş aynaların içine doğru.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder