30 Eylül 2013 Pazartesi

'DUA'

ayrılık kervanları bir bir ilerlerken
baktım onlara uzun uzun ;gözyaşlarım,
ışığımı örttü. Ve ben karanlıktayken
derin kuyu sesleriyle irkildim
ellerim... necis bir tokmağa
sesim... sinsi bir yılana benziyordu
tenimi,dudaklarımı ve dilimi çözemiyordum daha

tenim çözüldü ilkin,sonra dudaklarım
ellerimi dilime değdirdim;ıslandı
kÛfe geldi hatırıma,zulüm ve kan
bebeklerin kundağına boşaldı;bugün ki gibi
irkildim yeniden,hıçkırdı bütün hücrelerim
rüyalar şehrinden rabbime doğru yürüdüm

kümelendi avuçlarımdaki çizgiler
ıtır ıtır soğudu kainat, renk renk
yüzümde denizin çarpıntısı,
ağzımda yüklü bir bulutun gözyaşları
mücevherler topladı ayaklarım,saç teli adedince

rabbime yönelince,dünyamı durdurdum bir müddet
üşümüyordum,titremiyordum ve huzurluydum
kesiliyordu soluğum,sanki ruhum yeniden canlanıyor
umudum rahmet dergahına akıyordu

seccadem alnımla bütünleşiyordu büsbütün
ezberlerim koyulaşıp,perdeler çekiliyordu aramızdan
cesim bir aslan gibi haykırıyordu ruhum 
dualarımla titriyordu kainat,tövbelerimle
ey alemlere hayat veren can veren RABBİM !

otağındayım işte affına sığınmaya geldim,rahmetine
tescil senetlerimi yaktım huzurunda
uyku uyumaz gözlerimle kapındayım
rezil rusva oldum fani bir akıntıyla
ummanlaştı dünya, günahlarla örüldü
şemsi ve kameri boşlukta tuttun kudretinle

vay ki halimize göremedik zahiri perdelere bakmaktan 
eşsizliğine esbepler yarattın,düşün dedin,oku dedin

     -okumadık,düşünemedik-  

sustu ışığım zifiri karanlığın içindeyim şimdi
emanet değilim dünyada,emanetçinim
lekeli yıllarımı verdiğin kabzayla ayıkladım
afyonumdan ayıldım,çatladı yerkabuğum, sessizleşti ruhum
mekik gibi dokundular genzime parmak uçlarım,benzersizdi 

dün geçmişin rengine büründü,bugün beyazdı çok şükür
ulu bir çınar gibi serpidi nurdan yapma kelimeler
aklımda ALLAH,kalbimde ALLAH,ruhumda ALLAH...

- zerrecikler adedince 'ALLAH' der tüm kainat kendince- 

29 Eylül 2013 Pazar

'SÜRMELİM'

bu gecede bitti şarkılarla
eküri doğruların dünyasında

kaç kalp kırık uykuya daldı
kaçı umut hayallerini tüketti
kaçıncı aşk solup bitti
kaçıncılar ufuktan geldi
kimbilir

bu gecede soldu ayrılıklarla
inci bakışmaların dünyasında

hangi sözcük tamamladı acaba
hangisi yaraladı,hangisi yarım kaldı
hangilerinde kılıç keskindi, kalem kırıldı
hangigiller darmadağın oldu,kırılıp dağıldı
kimbilir

bu gecede gelmedi sürmelim
dargın bulutların dünyasında

betimleyemiyorum seni
ey aşkın çatlaklığında duran sevgili
terk etme beni,yokluğunu akıntılara bıraktım
üfürümlü hayatımı yoluna serdim
lutfeyleyip gelir misin, dolunaylı gecelerime
arındırır mısın lekeli yalnızlığımdan beni
yaşama sevincim olur musun
ıssızlığıma dokunur musun 
lutfeyleyip gelir misin,yıldızsız gecelerime
dehlizlere girdim,karanlığa büründü ruhum
ışığım yok artık, ışığım sendin
zifiri karartıların dünyasında,bekliyorum seni hâlâ...

28 Eylül 2013 Cumartesi

'KÜÇÜK KIYAMET'

beşikten mezara bir yol
ne zaman başlar ,nerde biter
keşkelerle dolu serüvenler
ardınsıra sürüp gider
ayrılıkta olur
aşkta,sevgiyle boyanmış acılarda
bunlar hayatımızın cilveleriydi işte

bunların bütünlük içinde
bir değeri varsa eğer
soruyorum sizlere
nerde bıraktınız onları

uğrak mekanlarda mı
öksüz sokaklarda mı
yoksa varoş şehirlerin, 
yıllanmış bir şarap gibi duran kenarevlerinde mi
geçmişimizi tartalım isterseniz
çocukluğumuz daha dün yaşanmış gibi 
anıların içinde saklı değil mi
gençlik aşklarımız, günlük kazançlarımız
kitabına uymayan sözcüklerimiz
hepsi bir vaktin içine sığmaz mı
hepsi bir rüyada kaybolup gitmez mi
bir anlık geçmişimiz ,
sermez mi önümüzü ardımıza

-ardımızdan bıraktıklarımızı unutmayalım-

ders çıkarma vakti gelip çattı
ya bugün ya yarın
elbet birgün 
birgün erişeceğimiz hidayet
son nefesimiz ,küçük kıyamet

'KAHVE FALI '

Bizden yapma bir aşk!
ne güllere benzer
ne suyun akıntısıyla ilerlerdi
rüzgara kalsaydık eğer
belki fırtınaya kapılırdık
durağan başlamalıydık oysa
sessiz bakışmalarla
hafif tebessümlerle
sünger gibi çekmeliydik birbirimizi
ıslanmalıydık yağmurda
kuru dallar arasında
titremsi bir tadın eşliğinde
yürümeliydik birbirimize
çünkü biz sözcüğü daha yerini almamıştı sözlüklerde

sırlarımızı dökmeliydik dostça
suskun hayatımıza,
gözyaşı sürmeliydik biraz
ve kahvaltılı sabahlarda uyanmalıydık 
sana yazdığım şiiri,
son defa okumalıydık beraber
sen şımarık bir reaksiyona bürünmeliydin 
saçların yine gizlemeliydi seni
gözlerin korumalıydı sessizliği
çünkü biz sözcüğü daha yerini almamıştı sözlüklerde

'aşkı iki şey büyütür'
öyle derdin 
acı ve umut
bir anda yağmura durdu bulut
tüm kafiyeli saadetler, 
için için ağladı üzerimize
semsiyeden evlere sığınıp bakıştık
içi boş bir hülyaya dalıp sadece düşündük
çünkü biz sözcüğü daha yerini almamıştı sözlüklerde

-gözlerin yerde hükümdar
gülüşüne tutkulu,
bir gamzelik rüzgar
beni yerle bir eder-

bu şiir usulca yayıldı
satır aralarına 
ve yüzünü okşamalıydı bir anda
benim sende durduğum zamanlarda
yetişmeliydi imdadıma
yapboz oyunlarla örülü bir dünya işte 
ne yapabilirdim ki başka,
yüreğimin en baş köşesine taht kurdun
ve farkında bile değildin 
çünkü biz sözcüğü daha yerini almamıştı sözlüklerde

kahve falı: özgürlüğümün simgesi
ben öyle tanımlarım yani
kaybediyordun kendini,
senle doluyordu fincanın dibi

masum bir portreye sinerdi kokun
beni benden alan duruşun
gülüşün ve gözlerin
bu şiire en çok onlar yakışıyordu
mısralar düğüm düğüm çözülüyordu
güz yapraklarının arasında,
bi kaybolup, bi saklanıyordun
çünkü biz sözcüğü daha yerini almamıştı sözlüklerde 

'artık birşeyler yapmanın vakti geldi'
dedim kendi kendime 
ve doğruldum 
akvaryumda ki mor renkli balık gibi
okyanus ötelerine savruldum
basit,türemiş ve birleşik
bütün cümlelerimle,içimde biriktirdiğim imgelerimle
sana doğru koştum hiç düşünmeden
oysa bu bir yanılsamaydı 
bütün aşk yağmurlarında
çünkü biz sözcüğü hiçbir sözlüğe sığdırılamamıştı
mutlu sonla biten hiç bir hikayede bulunamamıştı ayak izleri
sürgün hayatları gebe bırakan mutsuzluk kavramı
bir vakit dolanıp durdum onları

sonra seni düşündüm
sonra kendimi ve aşk sözcüğü
aşk,karda gezen firari
bende iz bırakıp ,hüküm giydi.
sana dokunmadan uzaklaşıp gitti.


27 Eylül 2013 Cuma

'MONOTON BİR ŞARKI'

ölümlerede alışıyorsun,
bir zamandan sonra
en yakınımızdakiler
bile ölebiliyorsa
herkes ölebilir gibi geliyor insana
ne korku kalıyor
ne gelecek hayalleri
birgün sonra ölecekmişsin sanki
yani,dünya boşmuş harbi
gidenlerin boşluğuymuş
bunu yaşayınca anlıyorsun
yokluğa tutunup, yok olmak için çalışıyorsun.

ölüm artık monoton bir şarkı gibi
dilimizde dolanıp duruyor.
'mekanı cennet olsun'
'allah rahmet eylesin'
ne kalıyor geriye
bir çok anı,bir çok acıya dönüştüğünde.

'ÖLÜM'

ölüm, varlığın sancısı
yokluğun kurtuluşu.

onda güzel durmaz

o giden suyun yolcusu
yüreğimizden hiç silinmez

aşk avuç açmaz yarınlara
türküler birikir 
şarkılar söylenir
tıpkı dünküler gibi

acı soluksuz kalır,
sol yanımızda
günahlar dağ misali
hep sol omzumuzda 

ölüm, ayrılık miğferi
özlemin doruk noktası.

bir an bile sekmez

o an ki ruhun sesi
kulaklarımızdan hiç silinmez

herşeyin acısı geçer 
aşkın,sevdanın,tutsaklığın
hepsi fani birer duygudur
ölüm ise geri dönüşü olmayan bir acıdır
yara izi gibi kalır

26 Eylül 2013 Perşembe

'ZİLAN'

bebekler gece ağlar.
emek, işçinin yüreğinde
tersin tersin akar sular,
ülkemin nehirlerinde

-leman saçılıyorken-  

ay gece gülümser,
yoksulluğun gözbebeklerine
yaseminler koku sürer,
ırak bir türkünün yalnızlığına

-lüks'ten lambalar-

dikili taşlarıyla gökkubbeler,
ışık saçıyorlar ruhun karanlığına
zakkumdan meyveler giriyor,
sezenli gecelerin içine


eleniyor birileri 
necis bir suyun eleğinde
inananlar aşkına daha niceleri
salkım salkım çürüyor kafesinde


elem dolu bir an var ki
veda gibi,ölüm gibi
ikliminde ki kâr gibi
yaşıyoruz seni ,ey zilan! 


otuzüç kurşun,roboski
rüyasına doyamadan gideni
uçurum dibinde yaşadıkları, 
mevsimlerden hatırlamalıyız onları.

25 Eylül 2013 Çarşamba

'KALBİ, GELİN DUVAĞI'


kalbi ,gelin duvağı

dokunursam yanarım belki
sisli aşiret seramonisi:
içimdeki yalnız çocuğun,
boşluğu dolduran sesi.

dokunmasam pişman olurum
geleceğin ardında ki belkiler,
nefesimden yüreğime dönerler
geçmişimin özetini heceler

isli bir akşam üstü
yatar uyurum yüz üstü
beni benden alan ruh ikilemi,
âraf bir kafes gibi

gelecek geçmişin ecelidir
dalgalar kumların
el elin aynasıdır
gülüşü kainatın

saçları, trapez örtüsüdür 
boynunda dolanıp durur
yüzünde asudeyle örgülü,
berrak bir su gibi kalır 

bana öyle bakma
gözlerini tarif edemem
'aşk yeniden' 
şarkı tadında kalmalı bazen

24 Eylül 2013 Salı

'İÇİMDEKİ SÜRGÜN'

çekirgeler uçuyor kırkikindi yağmurlarında
unutulmuş bir dağın yamacında
havada asılı duran rüzgar
sesimi yüzümde bırakır
harf harf dokunur kılcallarıma

beni benden başka hangi fani bilir
beni benden başka hangi sevda durdurur,hangi aşk
hangi yağmur,hangi sürgün
senin bakışın bende buğulu bir hüzün

ağlamaklı olduğumda seni düşünürüm
seni düşündüğümde yağmur çiselenir
yollarda ki çamur örtüsü yükümü ağırlaştırır
gülüşün takılıp kalır tekinsiz nisan akşamlarına
güller bile solgun durur suyun akışına

hişşşşş
sessizlik var bugün
benim içimde ki sürgün
bekler durur üzgün üzgün
o bir saniyelik acı dürtünün,
boynuma kılıf kılıf dolanan
hükmünü giydim

soğuk nisan gecelerinde
yağmur takılır pencereme
annem düşer aklıma
annem bana bir bakar
göğün yüzüne yıldız kadar nur akar
aydınlık mevsimlere dönüşürüm
ne güneş kavurur tenimi
ne geceler üşütür içimi
annem bana baktığı zaman

23 Eylül 2013 Pazartesi

'BEKLİYORUM SENİ'

bekliyorum seni
gülüşünle büyütürsün daha nice servileri  
uzak mısın bana 
uzuyor musun yoksa
kimbilir daha ne kadar kalacaksın, 
viran bir ülkenin sessiz çığlıklarında
daha ne kadar süzüleceksin, 
ne kadar büyüleneceksin nâzır yüklü çehremde

ezberlerime dokunan sesin,bakışın 
ve duru bir yel gibi savrulan saçların
burçak kokunu aldım 
adını bir mısraya sığdırdım
gel bul onu , gitmelerinide özledim

bekle, ellerinden tutamıyorum
üleştiriyorum lütfenlerimi
bende gizli kalan 'bir aşk hikayesi'
sende durmasını bilmedi

22 Eylül 2013 Pazar

'HÜZÜNLÜ SÖZCÜKLERİN SULTANI'

Dinlemiyorum artık aşk şarkılarını
kesmiyorlar içimdeki acıyı
durup durup bakıyorum tütünüme,
bir de fotoğrafında ki gülüşüne

kalp ağrılarım ,duygusal sendromlarım,buğulu sevdalarım
ötelenin kuytu karanlıklara
bir gecenin acizliğinde kaybolup gidin
sonsuz bir düş'ün hasreti yakıyor bedenimi,içimi
hayallerim batık bir kentin dilencisi şimdi
ayrılık dün gibi hep geçmişe götürür sesimi
boğuk çıkan kelimelerim,
bembeyaz bir örtünün ,masmavi gökyüzünün,
içime düşen acının sesini kısın
ve savrulun geçmişle yazgılı geleceğin ardına

kanat takılan bir kelebeğin 
avuçlarıma dokunduğunu gördüm
hasretim büyülendi
taze bir kezzap kıvamında yüreğim
ne dert kaldı geriye; ne acı ne aşk ne özlem 
bütün hüzünlü kelimelerin
sultanına boyun eğdim ben.

ölüm acı 
ölüm sızı
ölüm hakikat
ölüm bende duran sessiz firari
bir akıntıya kapılan ayrılık silsilesi

yeniden başlıyoruz sanki
aynı sözcüklerle örülü bir teselli durup size diyor ki
'hayat devam ediyor'
elbette öyle ama, yarım bırakıyor 
bunu hiçkimse bilmiyor,anlamıyor
çünkü gerçekten ateş düştüğü yeri yakıyor
bunu çok iyi anlıyorsun; karşında bitiverince bir anda
hüznün toprağa,sesin içine gömülüyor

bütün yaraların kapanıyor farkında bile değilsin bunun
acı kanat takıp uçarken dünyada
şaşırıp kalıyorsun bir bitki gibi
yaşıyorsun ancak kimin için, niçin 
daha hangi yalnızlık serüveni için 
bunlar gibi birkaç klişeleşmiş soru hafızanda gezinip duruyor 
neden böyledir acaba; cevabını bildiğin sorular
bazen cevapsız kalabiliyor

hayat ölümü aşka dönüştürdüğünden beri
biz hep vurgun sevdalara koşuyoruz 
iliklerime kadar ıslandım.
bugün günlerden 'gece'
ve ben herzaman, gece şiir yazarım 
başbaşa kalınca anılarımla 
gözbebeklerimden yaşlar değil, mısralar dökülüiyor

sıkıldım artık, bu dünya neden böyle acıya gömülüyor
neden sözcükler yer değiştiriyor
gülüm dediğin yerde
ölüm nerden çıkıyor

her saniyede ölüyoruz, saatim söylüyor bunu bana
cansız varlıkların neler anlatığını anlayamıyoruz
bencil,savurgan ve nankörüz aslında
yada körüz, gözümüzün önündekilerini göremiyoruz
unutuyoruz unutuyoruz tüm gerçeği

bazen sadece susuyoruz 
bazen de unutup gibi yapıp, hayata devam ediyoruz
her şeyimiz sahte artık, her yaptığımız yapmacık
aldığımız nefesin dışında

herşey acı diyor bize 
ölürüm diyoruz günde belki binlerce
ama hiç kimse acıdan ölmüyor
hiçkimse kimsenin yarasını bilmiyor
içimizdeki sırlarımız bizi tutsak kılıyor 
körpe yanlızlık büyüyor orda
taşıyor sonra, nehir diplerinde birikiyor
sesimize sessizlik eklenince 
ucu bucağı görünmeyen hayal dünyasına gömülüyor
ve yeni bir ütopya kuruyoruz kendimize, 
tıpkı platon gibi

istanbul hatırası bir gemi
fotoğrafının arka planında
gülüyorsun orda
sevinç gözbebeklerinden akıyor
boynunda atkın,üzerinde kazağın
sevdiklerini kuçaklıyorsun
gülüyoruz, buruk bir sevinç kaplıyor yüreğimizi
sen gittiğinden beri fotoğraflarınla yaşıyoruz.

21 Eylül 2013 Cumartesi

'GÜZ'


yeni bir güz başladı hayatımda

her mevsim kendi senaryosuyla yankı bulur içimizde
kendince oynatır ruhumuzu 
tılsımlı şarkılarda gezinir dururuz 
bir bakıyoruz hayat hızlıca akıp gitmiş
ve biz yine kuyudibine mahkum
ve yeniden aşka hükümlü
savruk bir hayatın kollarındayız yine 
kim demiş aşk bahar mevsimine kalır 
aşk mevsimsiz yaşanır,
buğulu bakışların hükümdarlığında
bir çift el uzanırsa sana
tut onları, güz yangınını söndür gülüşünde
fısıltılı sözcüklerin yazıldığı yeni bir senaryo
yeni bir umut ışığı,yeni bir romanın tutsak kahramanları kadar hür
ve sessiz bakışın 
aşkın zindanlarında sıkışın
üzerinize börtü böcek ilişsin,bırakın
onlar yalanın olmadığı bir dünya isterler emin olun 
uçurtmaların göklere değdiği
yaprakların harlanmadığı
haramilerin olmadığı bir dünya 
onların yaşadıkları

'tutun beni

         yeminliyim bugün
sevdazen gülüşüne 
                hükümlüyüm bugün'

ağaç bezirganları bana bir şiirlik fasıl bıraktı

yazdım ,içim rahatladı
ölümlerin kol gezdiği bir zamanda
acılarını daha iyi hissettiğim insanların
solgun gözbebeklerinde karanlık duygular
yitik mısralar,sessiz bekleyişler çaresizce
artık andacımda karanlık bir dürtünün hükmü sürüyor
anılarımda gözyaşalarım duruyor 
nereye baksam,nerde kaybolsam 
nerde bitsek ve nerde başlasak
bu bozuk paralar kadar kolay kaybolan duygular
ne çabuk unutuluyor ,
karanlık mahsenlerde eritiliyor.
biliyorum çıkmayan bir lekenin acizliğine maruz kalmak gibi bir şey işte
istemiyorum dediğin anda başlar
kalp ağrılarını ,hayal dünyanın acizliği süsler 
seni,onu ya da bir başka örtünün altında kalanı

'kimin sesi kimin sesine en çok yakışırsa 

 o onun duygularının tercümanıdır'
işte bunun kadar saçmadır aslında son asrın aşkları,aşıkları
işte bundan dolayıdır rüzgarın güle susuşu,
teninin yaprağa dokunuşu
bundan dolayıdır yaşadıklarım yaşayamadıklarımdır aslında.

yeni bir güz başladı hayatımda

ağaçlar yapraksız,rüzgar fısıltısız 
uçarı sevdaların başlangıç yıl dönümü
öldüğü gün başlayan uçarı sevdalar uzak durun benden
'güneş balçıkla sıvanmaz' 
bu bedende onsuz olmaz
ya o olacak dedim kendime
ya da aslında aşk hiç yokmuş hayatımın geri kalanında 

20 Eylül 2013 Cuma

'ZÜMRÜT YÜKLÜ ANKA KUŞU' (CANER)

gök yarıldı
aziz bir nefesin içinde düğümlendi
ey fırtınaya gebe deniz
alıp götürdün bizden onu sessiz sessiz

tekerlemeli bir sözcüktü ölüm
hep aynı sözlüklerde,hep aynı hüzün
ne yaptıklarımız kaldı geride şimdi
ne yapamadıklarımız,hayallerimiz
acıda kaynayan kelimelerle örülü düşlerimiz

hiç aklımıza gelmeyen 
şimdi kapımızda bitiverdi
sinsi bir alev dokunuverdi alnımıza
ölüm, ne yaptın sen bize 
acı bir anı bıraktın gizlice

cümle alem fırsat vermedi
aşkı, duru bir akıntıya kapıldı
nur gibi yüreği,hayat dolu gülüşü
eriyen bir mumun alevinde söndü
ramak kalmıştı oysa,zümrüt yüklü anka kuşuna.

'17 AĞUSTOS 2O13' (CANER)

Asılı kaldı odamda ki duvarımda
sonra, iliklerime kadar işlendi bu tarih
dostlarım,kıtmır kalem sözcüklerim
elimde değil gözyaşlarım,güçsüz avuçlarım
yıkıntılar arasında savruldum.

erken gelen acı
dizi dizi, boncuk boncuk işlendi
yüreğimde topaklaşan kan
durup durup bana bakan
mavi gökyüzü
mavi deniz
ve beyaz örtü
çalmayın kapımı kınalı gecelerin sevinci
benim adıma bir dost eşlik ederdi
o da gitti,gülün adıda soldu,simgeside
gülüşünü örttü kına yakan analar
kardeşim,bu ağıtlar sana mı
ocağın perperişan,ailen,arkadaşların
uyanıp gelsene,uyanıp gülsene

ucuz bir hakikat değildi ki ölüm
bilirim ,giden dönmez
bilirim,ağlasamda fayda vermez
dudaklarımdan yüreğime dokunan bir saliha,
sessiz,usul bir bakış fırlatır ruhuna
teselli tebessümünü hissettim bir anda
son bir adım kaldı,son bir yalnızlık serüveni yokluğunda
                                       
şehitler diyarında bir tarih yankılanıyor hafızamda
17 ağustos 2013 ;çınlaması kulaklarımda hala
saati belirsiz mavi bir koy'un sularında
biliyorum gelişim yakındır sana
bekle beni,elbet bir fırtına benide savurur oraya...

19 Eylül 2013 Perşembe

'GİZ'

Ruhumdan aşkı tükürdüm bu gece
yalın sözcükler kaldı dilimde
beynimden yüreğime akan taze kan
geçmişimi serdi önüme

farkettim !
seninle başlayan her anıda
çok şey kaybettim
bi tek bahçede ki muhabbetimiz kaldı geride
işte o gece anladım
nice zaferlerimi gözlerinde bıraktım

leylak kokularına dolandım
yeni başlangıçlara adım attım
yeniden nice zaferler uğruna 
seni sildim anılardan
ve aşk öldü çoktan
'giz' kaldın.

'GÜLMELERİMİZİN SEBEBİ SENDİN' (CANER)

Cebinden çıkarttığın kelimelerin boynu bükük şimdi,
Adının her harfinde bir hüzün saklı,bir sır perdesi
Nefti bakışlarınla, geceleyin göğün yüzüne açılıverdin
Eşsiz bir yolculuğa tebessümün dokundu 
Rahmet rüzgarlarıyla savruldun aramızdan
gülmelerimizin sebebi sendin
neden gittin

tüm anılarımız geçiyor gözlerimden
tuzlu sularıma dokuna dokuna anımsıyorum seni
mendilsiz kaldım sen gittin gideli
kendimi yarım bir insan gibi hissediyorum
karşımda fotoğrafın duruyor, ağlıyorum
neler yaşadık seninle o kiremitten örülü tabutta
ne kadar da mualifti ruhlarımız 
başka hayatın ,başka zamanın çocuklarıydık 
biz,evet ikimiz yelpaze perdelere tutunurduk
kalın duvarlara gebe dünyada

ağız dolusu gülmelerimiz
                       sebebsiz kahkahalarımız
                                            köşe bucak kaçışımız insanlardan
aslında tüm hayatımıza inat yaşadıklarımız
şimdi gözlerimde bir buğu gibi,sessizliğimiz
yanık türküler mırıldanırdık ,
aşk şarkılarının kesmediği vakitlerde 
o gece yarılarına kadar süren yargısız infazlarımız 
uçsuz bucaksız hayallerimiz ,düşlerimiz
nerde şimdi o ölü kelebekler,gece nöbetleri,
boyalı ucuz içeceklerimiz
parçalanmış gömleklerimiz
yamalı sevinçlerimiz
nerde şimdi okul yolunda harcadığımız ağza alınamayacak küfürlerimiz
oysa ne kadar da kolay savururduk havanın radyasyonla örülü atmosferine
içimizin alabildiği kadar sıkıştırırdık dertlerimizi,parasızlığımızı
herşeye inat sehrazat kahkahalarımız eksik kalmazdı,heryeni güne inat

şimdi seni yazıyorum ha 
sessiz gidişini
ulu orta saçıyorum ha 
rengarenk gülüşünü

kuruyan dallarımızı heryeni günün aydınlığıyla okşardık
heryeni güne umutla başlardık; monoton refleks: beynimizin hükümdarı 
kesin yargılarımız şunlardı: aşk,özlem ,umut ve merhamet
hepsi bir tek ismin içine sığrılabilseydi eğer
senin adına takılıp kalırlardı herbiri farklı ahengiyle
gıcırdadı içim, kırmızı renkten bisikletin düşünce aklıma
'kırmızı bisikletli çoçuk' şiirini yazacaktım sana
kararmış gecelerin ardında
ne çabuk tükeniverdi zaman kıskacı
ne anlamları tükettik, bencil,huysuz bir hayatın kollarında
sımsıkı sarılamadan birbirimize 
yitirdik şimdi ahd yüklü sevdalarımızı,aşklarımızı
zorlu bir maratonun son kulvarında bıraktın vandetta üçlüsünü
kaldık turu sinada bir başımıza 
gittin,
iki dağın arasında,
koklamaya kıyamadığın üç papatyana dokunarak
dokunaklı, umursamaz, hüzün yüklü gülüşünle 
azrailin kanatlarına atlayıp 
ardına bakmadan,çığlık atmadan 
sessizce süzüldün mavi duvarlarla örülü denizin derinliklerine

araba süvarileri,el freni ve dripling
hafızama çaktığın derin yarıklar mahzeni
süslü kelimelerin sanatkarı 
can dediğimiz sensiz günlerin başlangıcı
er gibiyiz şimdi ;hep aynı benzetme sanatı
sakal traşı,absürt hikayeler ve ağız dolusu gülmelerimiz
başladığı yerde duraksadı 
başlayamadan bitti...

külden heceler ,darmadağın imgeler,sözcükler ve yamalı özdeyişler
hayatının özetini tanımlar
bütün geçmişin, çocukluğun ve gençlik baharı
çeyrek asra sığdırdığın 'hayat' sözcüğü
seni anlatmak mümkün mü?
ben yaşadım seni , şükürler olsun 
geldin, güldüm hiç gülemediğim kadar

kısık seslerimiz harman yeline kapıldı
bekliyoruz ,elimizde tütünden yapma kanatlar
ölümler,acı veriyor artık 
ölümler, seni hatırlatıyor

gülüşün hafızamı zorluyor ,yorgun bedenim 
kaldıramıyorum gidişini , apansızım yokluğunda 
bana bir türüt şarkı bıraktın gitmeden önce 
onu dinliyorum her gece
keskin bir bıçak gibi
saplandın yüreğime 
gittin, çekip çıkardılar onu benden 
kanıyorum ,ciğerim sızlıyor 
bakınıyorum etrafıma 
herkes aynı, herşey aynı sanki
gülüyorlar,gülüyorlar bree
ben ağladıkça onlar kahkahalara boğuluyor

pişirilmiş çamurla sıvanan ruh
kirli bir dünya,öcü bir sessizlik
ölümü hatırlatan soğuk yalnızlık
ve yanlızlığı bastırmak için içtiğim sigaralar
her bütünlük, her tutku, her aşk
kendi paydasında payına düşeni sıyırıp aldı
sensiz bir bekleyiş hüküm sürdü
kulaklarımızda ölüm çığlığı 
yaşayamadığın güzelliği hatırlattı

ve bitti
tarih ,yeniden tekerrür etti
solmuş aynaların içine doğru. 

CAN  YİTİK PARAMPARÇA BUGÜN
ERENLERİN AŞKINA, GİTTİN Mİ SEN
YOKSA BU BİR RÜYA MI...