23 Ekim 2013 Çarşamba

'İRONİ'

ahlak değerlerinin liğme liğme edildiği bir dünyada yaşıyoruz
yalnızca yaşamıyor;onunla ilgili düşüncelerimizi de hoyratça savuruyoruz
dünya bize gülüyor,biz dünyayı yaşatmaya çalışırken üstelik
bu nasıl bir ironi!
bu nasıl bir ironi demekten çekiniyor 
ve bir kamlumbağa gibi kabuğumuza çekiliyoruz
işte bu anda, kendimden öyle nefret ediyor, kendime öylesine kızıyorum ki
yemekten önce sadece çay içiyorum
ve ardından bir sigara yakıp,uyuşturuyorum kendimi
işte buda bir ironi!

insanlara birşeyler anlatmak istiyorum ama anlatamıyorum
çünkü insan, ancak yaşadığını yaşattırabilir 
bu söz beni küçültüyor iyice ,söylemek istediklerimi de söyleyemiyorum
vermek istediğim bilginin akışında kaybolup gidiyorum,tutsak bir sessizlik gibi
oysa birileri çıkıp ne kadarda rahat konuşuyor.önünü ardını düşünmeden
özgürlük bu kadar mı aptallaştırıyor,bu kadar çabuk mu söndürüyor elimizdeki meşaleyi

ironi, düşünmeden konuştuğumuz zamanlarda kendini gösterir bize
ahlaksız bir minvalde yürürken,ahlaktan dem vuran biri
düşüyor gecenin karamsar yüzüne
güldürüyor bizi; bir yandanda ağlıyoruz için için

dağılıyor muyuz,aptal mıyız ,dürüst müyüz,korkak mıyız
hangi yılışık cümle şimdi toparlar.
cam gibi kırılıp dağılan bu söz öbeğini
hangi ölü dirilip gelir ki bunca ruhsuz bedenin arasına
bırakalım artık kendimizi kandırmayı
serazat kahkahaları sıyırıp atalım 
gün geçtikçe maskelerimiz birbir düşüyor
gün geçtikçe, sonsuz bir cehenneme davetiye çıkarıyoruz
kendi kanımızın mürekkebiyle...

17 Ekim 2013 Perşembe

'İNSAN'


ülkelerin,şehirlerin ve köylerin
rakımları birbiri ardına sıralanmış dağlarında
kaç inci dökülmüş yollara
kaç gezgin 'amenna' deyip yürümüş 
kendi varlığının nüans gücünü bilmeden,ölü gibi yatan topraklarda

mâlum kişilerce zaptedilen eski bir hikayedir insan
ebedi olması mümkün olmayan bir sır gibi,
tutuyor kendini ve yaşatmadan öldürüyor insan
elinden geleni ardına koyup,bir sihirbaz gibi
gerçekleşmesi mümkün olmayanı yapıyor insan
           ...düşünmüyor!..

halbuki insan için bu nedir ki
daha âlâsını yaptı,onu yaratana değil
yaratanının yarattığına taptı
akıl nüansı olan insan
eşref-i mahlukat olan insan
ineğe diz çöküp,atalarını ilan etti maymundan

evet, birde marjinaller vardı değil mi
şu hayattan kopup, hayatı fethettiğini zannedenler
bıçağı sağına alıp,soluyla beslenenler
sanki necis bir suda yıkandılar 
ve sonrada onu içip şarhoş oldular

'kayboluyoruz şekilçilik anlayaşının kör deliklerinde'.

'TEFEKKÜR SANATI'

taraçalanmaya ihtiyacı var insanın
çünkü dünyası büsbütün kayıyor ayaklarının altında 
hayat sahnesi kapanıyor ve yarının
meçhulliyetini anlatan tik tak sesleri geliyor duvarda

oysa bir yalnız çiçeğin ne mahâreti var ki
taşı delip toprakta sürünüyor
renk verip gökte süzülüyor
bunu gören basit bir alıntı diyor belki

belki......ancak, dünyayı görende biziz
dünyada olup biteni görmeyende
tefekkür sanatı diyor bir aziz
duyanda biziz,duymak istemeyende

en önemlisi ölmek istemeyende biziz
ama, vakit gelince herkes trenine atlayıp gidecek
okunacak selâ'nın sesi çok tiz
tıkamayın kulaklarınızı, birgün o kulaklarda ölecek

gerçek gerçeği doğurur, günah günahı
acılar huzura dönüşür teheccüt vakti
hiç konuştun mu ,hiç işittin mi Allah'ı
bilemezsin yapmadığında, o, en önemli akti

marjinaller bunu yapmazlar belki
onlar yoga'da bulurlar huzuru
işin en tuhaf tarafı şudur ki 
parayla nasıl alırlar manevi huzuru 

iki elmadan biri kırmızı biri sarı 
aynı toprağın çift yumurta ikizi sanki 
vızıldayıp, polen eriten bir arı
zehrini bal'a nasıl dönüştürür ki 

tefekkür sanatı derler buna
çağ atlatır, düş penceresi kırılanlara
Allah, bir kütüphane verir kuluna
yürü der,yürü ve göster inanmayanlara

-inananlar da dahil buna-

13 Ekim 2013 Pazar

'DEĞİŞMEYEN GERÇEKLER'

hayat bu işte ne eğilir ne bükülür
yaşadığın kalır geride,bakma ardına
hayat bu işte ne sevinir ne üzülür
kapılma kavramların boşluğuna

seni yiyip bitiren ne sevdadır ne aşk
inancındır toplumu sana düşman eden
seni sen yapan, fikrinden yapılan köşk
ne sana yâr olur,ne de ardından gelen

şu anda gitmenin tamda vakti dersen
gittiğin her yer sürgün olur sana
birey toplumuna gebe kalmıştır ilk günden
çağı örtene bir baksana ne sana gelir ne bana

böyle gelmiş böyle gider adalet terazisi
insan benlik egosunun esiri
hükümdar ilan etmiş kendini kendisi
nedir bu zorbalık desen, olursun serseri

susmak mı gerekir yoksa satmak mı
ya böyle yaşayacaksın gül gülistan
ya böyle taşıyacaksın her kederi her gamı
böyle mi olmalıydı eşref-i mahlukat olan

birileri insan için herşey dedi
birileri allah için 
kim kazandı bugün,kaybeden kimdi
varlığım bir anda sustu niçin

ecel habersiz geldi,kıvılcım misali
alınmam bir bana değil ölüm de yoklukta
fani bir misafirliğin son günü belli
yoksa mazlumun âhı kalır mı dünyada

vicdanlara biraz sünger sürülseydi
kir gibi duran bu ordu bölük bölük
nerden gelip nereye giderdi
bunu anlayanı da buna inanmayanıda gördük


'dünya daha güzel ve daha temiz yaşanabilirdi
birbirimizi anlayabilseydik eğer'

'SANA ÖZEL ELİFLER'

feri kaçmış gecelerim yine uyumuyor
uyusaydı eğer dünya uyurdu gözlerinde
nedensiz mi sevdim seni baksana
damla damla bahar duruyor ellerinde
avuçlarımda isminin iki harfi beliriyor

en dibini yaşadıysam sevdanın yine seni yaşamışımdır
rıhtımında duran gemilerde bir ömür boyu beklemişimdir

yitip giden günlerim,gecelerim sanadır
içime sakladığım son nefesime saçların dolanır
gelseydin ezberlerimden yoluna güller serseydim
imlâ dokunuşlarımda sana özel elifler saklanır
tüm harflerimdeki lâm duruşu bundandır

gelseydin dedim gelmediğin gün 
fırtına rüzgara döndü bugün
rüyalarım hayaline gizlendi
ismin kalbimde mühürlendi.

'MUTLULUĞUN TARİFİ -2'

bir şarkı tutun kendinize çocukken yaptığınız gibi bir boncuk asın hayalinize bırakmasın sizi dün gibi
mutluluğun tarifi: bugün gülümseyin ,yarını düşünmeyin

'MUTLULUĞUN TARİFİ -1'

önce sabretmeyi öğrenin sonra sevdiğinizi bekleyin koparmayın aradaki bağı sarmasın sizi gurur ağı mutluluğun tarifi:onunla evlenin

6 Ekim 2013 Pazar

'MECZUP FÂNİ'

garip bir histi aşk; tıpkı hayat gibi
toprakta yürüyemezken suda durmak gibi
ansızın girer hayatına yalancı bir kahin
şöyle der :mutlu olmak için içmelisin

şarkılar girdiğinde gecelerin içine
gözleri hayallerini renklendirir
yaşama sevincin gizlenir onun sesine
duyduğun anda nefesin ertelenir

katık sürülen ekmek güzeldir
ancak o varken açlık tokluğa
mazlum zalime hükmetmelidir
 ve erişilmelidir en mutlu şafağa

bir şafak ki zaferler içinde zafer
kıyametin bile sonunda kurtulan olur
sonra selin ardındaki su gibi durulur
bakmaya kıyamadığın, alıp başını gider

güler misin ,ağlar mısın şimdi
unutamaz mısın kurduğun hayalleri
yıkamaz mısın onları bir ikindi
vakti geçmiş aşktan yapma hikayeleri

garip bir histi aşk,tıpkı hayat gibi
önce öğrenirsin ,sonra öğretirsin
yinede bilemezsin bu düzenin kimdi galibi
aşkı haykıran ruhuna seslenirsin

-hiçlik, varlığına kÂfi gelmez senin
 her savaşın sonunda harap bir Âni
 gibi kalmış küflenmiş sayfalarında tarihin
 bakma sen aşk dediğin, dünyada meczup bir fÂni-

5 Ekim 2013 Cumartesi

' AK GÜVERCİN '

ellerim kömürleşmiş bir düğmenin üzerinde 
gıcırdayan kapının sesiydi havadaki melodi
birbiri ardına sıralanmış basamaklar merdivende
karşımda şaşkın bir ifade,küfürlerime gülümsüyor

ak bir güvercin kondu penceresiz evlere

iki ayrı ruh bir bedenin içine sığdı
iki dağın arasında çoban sesleri geldi
notasız enstrüman beni başka bir aleme götürdü
başka bir alemde parasız mutluluğa tanıklık eden biri vardı

ak bir güvercin kondu pencerisiz evlere

üçleme çaydanlıkta fokurdayan su 
kanepeler de yırtık papucun ayak izleri
izmarit yanlızlığı kokuyor duvarlar
gülce bir sohbet başladı herşeye inat

ak bir güvercin kondu penceresiz evlere

dalgınım bugün birazda hırçın ve asi
garip bir yolcuydu dün,garip bir hayattı bu
yaşadığımız yada nefes aldığımız
tik tak sesleriydi zamanımızı çalan. 

ak bir güvercin kondu penceresiz evlere

iki çocuğun anarahmine düştüğü gün
biri birini çürüttü, sonra kendi çürüdü
şimdiyse sessizlik hükmünü sürdü
tik tak sesleri aldı yokluğunun yerini

ak bir güvercin kondu penceresiz evlere

bırakıyorum yaşadıklarımı geride 
birikmiyor bende mutluluk
ışığımı gönderiyorum penceresiz evlere
yükse kuşların kanadında ki son trende kalktı
 vandetta üçlüsü bitti

ak güvercin konmuyor artık ışıksız penceremize...

'UMUDUN AŞKA DEVİNİMİ'


bırak artık bende ki seni
iklimler değişir mi sandın
yağan yağmura mı aldandın
aşk gelip kurutur tenini

duyarsın taa içinden aşkın sesini
içindeki sessizlik fırtınaya dönüşür
rüzgar eşliğinde papatyalar öpüşür
umut saklandığı yerden gösterir kendini

gülümse o anda ve tadını çıkar
aşk kelebeğin ömrü kadardır 
geceleri uyuyamazsın ince sızıdır
umudun bittiği anda; yüreğinde bıkar

ama sen hiç bırakma aşkın peşini
birgün gelir ,umut yeniden dağılır
acıların kabuk tuttuğu yerini
yani, kalbini yeniden onarır

belkiler doluyorsa hayatına
onlardan kurtul; onlar ayak bağın
aynaların bile yalan söyler sana
saçlarına dokunmaz kırmızı tarağın

ilk fırsatta kendine bir çay demle
bir kitap alıp kurul koltuğuna
yalın bir şarkı dinleyip serinle
bittiği yerden geri dön yalnızlığına

yalnızlıktan sırılsıklam ıslansın yüzün
ıslanmayı sevmeyen tenine dokun
gecelerin içinde buğulansın hüzün
yüzündeki yağmur değil; aşk ok'un

umudun aşka devinimi bugün
yıllar sonra...

-
kimbilir belki birgün karşılaşırız
ölümün kıyısına çekeriz kayıklarımızı
anarız yenileri ve geride bıraktıklarımızı
acıları,aşkları ve tezat durumları paylaşırız

gözlerin yeniden gülümser,
yüzümdeki yalnız kalmış tebessüme
bakamam ben sana,gözlerim sende iyimser
bir tutku gibi batıyor kalbime

bazen soruyorum kendime
içimin mağrur yanı nerde
gururdan örülmüş benliğime
dokunamayan aşk nerde

sonu olmayan bir film gibi
başladığı yerde bitti; bu rubai


şimdi ,sana biriktirdiklerime bakıyorum 
bu şehir sıkardı bizi ;seni de alıp gidiyorum


yollar büklüm büklüm uzanır önüme
ellerim avuçlarımdan kırılır
tüller güneşimi örter üzülme
umut bende ki seni ısıtır

bırak artık bende ki seni
ben aşka hükümlü değilim
sadece sende müebbetliyim
istersen dostun gibi gör beni
istersen unut sonu olmayan serüveni...

4 Ekim 2013 Cuma

'LûT KAVMİ'

h harfi sessizdi
ay fallarına kapıldı
kitab-ı mukaddesten
imlâ'lı imâlara maruz kaldı
murted oldu;mevsim sonbahardı

ha bu arada kelimelere
aşk sözcüğü katıldı
leylak büklümlerinden
içimize dolandı.
lut kavmi neden eşcinseldi? !!

'han duvarları' şiir mi,yapıt mı
iman yokluğunda
lût kavmi helak oldu!!
macera tutkuların karanlığında
içince aşk şarabını

hang-el mi,  xengel mi
asıl olan hangisi
sözcüklerin anlamını kim kopardı
aslını unutan kimdi
nerdesiniz ey lut kavmi

hangi türküyü söylesek şimdi
hangi şarkıya hüzünlensek
hicaz mı anonim mi
en çok hangisi bizi anlatır.

hangi aşk hangi sevda
sökebilir dostumu kalbimden
hangi ibret
silebilir lût kavmini tarihten...

'MUMSEMA'

sesler işittim gaybtan
yağmur meleğin diğer adıymış
iflahım kesildi açlıktan
şükür cennetin diğer adıymış

anahtar döndü,kilit vuruldu
ağzımızın ayarı kaçmasın diye
kelepçe takılan nefs kurtuldu
hükmü buyurandan aldı hediye

içimize döşenen ruh, yalnız mı
şimdi bir yetim çıksa burdan
anne diye hıçkırıp,ağladımı
vicdanın kalkar mı oturduğu surdan

kendimize gömülüyoruz her acıda
sanki bizmişiz tek yaşayan
balığın sırtındaki dünyada
asıl soru:hangi iklimdi kuruyan

su fışkırır toprağın bağrından
tıpkı ağaçlar gibi,çiçekler gibi
kim yapabilir pamuğu kayadan
kim örebilir atmosferi,bir ip gibi

sorular cevaplarına gizlenir
zahiri perdelerin ardında
gülüşünü saklar aynadaki kir!
bir gemi daha eksildi dünyada

içimde fabrika çarkları döner
ne ben duyarım o sesi
ne de çeviririm onu; kendi mi öter
kendi kendine mi işler bu âsi

tohumlar çatlatır yerin kabuğunu
binler batman ağırlığın altında
oku fırlattım,içtim kevser suyunu
şah mat dedi kalbim bu oyunda

yenildim yenilenen kalbime
sise bürünen hayatım aydınlandı
bir sualim var kaderime
kader o ki ne yapacağımı bilen vardı.

'BEKLE BENİ'

ellerini sakla koynunda
hırkanı giy üşütme
ve beni merak etme
aşk ölmeden geleceğim 
bekle beni, kır güneşim

ayrılık deme buna
yüreğimi bıraktım sana
seni koklar ,seni saklar
soğuk kış gecelerinde
ay kararmadan geleceğim
bekle beni, hüzünlü kelebeğim

yağmur yağıyor bu gece
seni uyudum yine
kokundan yoksun 'hayat' 
güller gibi solsun
yeter ki adına değmesin hüzün
gün ağarmadan geleceğim
bekle beni,tarçın kokulum...

2 Ekim 2013 Çarşamba

'AŞKIN TARİHSEL SÖYLEVİ'

bir buzulluk örtüydü kutuplarda
kargın sular bize getirdi onu
kırgın bulutlardan boşaldı üzerimize
derimizden kalbimize nüfûz etti
aşk denilen körkütük sarhoş etti
insanoğlu âdemi seslerde boğuldu.

kaç zaferler kayboldu
kaç imparator sürgün oldu
kaç kişi kazandı
aşk,baştan kaybedilen bir savaştı.

güneş hûzmesi
ay mavisi
ve binbir gece masalları
bin dileğin içine
bir yıldız kaydı sadece
çürüdü orda,çürütüldü
güz yangını gecelerde

kırık kalpler durağı
çelikten örs
kıkırdaktan üzengi
hangi eşsiz varlık
böyle yaratıldı,böyle yok oldu
ölüm ve yaşam arasında ki ince çizgi,
sarı bir gülün adına bağşedilddi

gözyaşları... saklanır çeyiz sandığına,
mendil aralarında kan rengine bürünür
birileri üzüldü elbet
birileri öldü
bazıları unuttu çoktan
unutulurmu hiç, bir dostun gülüşü

git ve gel
iki adım bir kehânet
yüreğinde hapset
gözlerinde bir ışık nihayet
yeniden başladık

aşka davet çıktı
geçmişler tortulaştı yüreğindeki akıntıda
yeni bir ezber dokunuyor sesine
rüyalarına yeni bir sûret giriyor

düşler yapıyorsun ondan
oysa,geçmişi arıyorsun hep
başka gözlerde
başka avuçların içinde

öteleniyorsun mutluluktan
aşka biraz tarih sürülüyor
efsaneler dinliyorsun bilgelerden
inanmasanda inanmak istiyorsun herseferinde

-bir adımda sönebilir mi
ışık hûzmesi,
ay sessizliği
ve yıldız bekleyişi-

bu,aşkın tarihsel söylevi
her çağı atlayıp gelen,
sözcükler kümesi
yeni adımların başlangıç noktası

zıt kavramların barınağı
sen ve ben
yeniden tekerrür eder miyiz
dolaşır mıyız bir uçtan bir uca
çekebilir miyiz birbirimizi
yıkılmış bir şehri onarabilir miyiz
aynı tadı alabilir miyiz yeniden
aşk, denilen kutsal yalandan.

'YEMENİ BİR ÖRTÜ'

'ALLAH' de ve yürü
bakırı demirden geçir
dua'nı atmosferden
ufka değsin ellerin
lamı cimi yok bunun
hükmetsin mesafelere gözlerin

'ALLAH' de ve yürü
kelimelerinle dokun ahengine
ismi hakkın dergahına
makkar-rı saltanatına
gayb'ında ötesine

ürperiyorum gecelerin sessizliğinden
nüks ediyor içimde ki yaralarım
'ALLAH' dedim birden
yemeni bir örtüyle örtündü günahlarım

'AŞK İKİ HECEDİR'

aşk iki hecedir aslında
benim bulduğum
onun bıraktığı
yerde başlar,orda biter

aşk iki hecedir aslında
benim baktığım
onun kaçırdığı
gözler bulur,onlar saklar

aşk iki hecedir aslında
benim sevdiğim
onun sevdiği
biri vardır,o ben değilim
              ben o'yum...

'YALNIZLIK'

yalnızlığın koynunda yaşıyoruz hepimiz
ister inanın,isterseniz direnin 
hep bir umudu kovalıyoruz biz
ilerliyoruz bu yolda, adımlarımız gayet emin

her yolun sonunda ,tamda buldum derken
yeni bir yalnızlık paranoyası 
çıkıyor karşına ;beklediğinden çok daha erken
bitiyor umut,yenileniyor hayal dünyası

yalnızlık yeniden karşımıza dikiliyor
bir dost gibi,bir avuntu gibi
hayal dünyamızı süslüyor
gece bitti,başlamayan aşk gibi

şarkıların yalnızlığına bürünüyoruz
kimdi giden ,kimdi gelmeyen
umutmuydu ölmeyen,ölenleri mi düşlüyoruz
onlarmıydı her durakta bekleyen

hüznün sesine dokunalım
bizi tanımlar her ânımızda
çocukluğumuzu sıyıralım,
bir hayatı sığdırdığımız boş sayfalarda

yalnızlıkta yorgan sıcaklığı
içimizin üşüyen yanı,soluksuz kaçağı duruyor
yalnızlıkta bulduğumuz huzuru,kavgayı ve özlemi
yüzümüzdeki derin çizgiler ödüyor

yalnızlığın koynunda yaşlanıyoruz hepimiz
acı gerçekler kanatır bazen
son bir umut,son bir tebessüm bekliyoruz biz
gelen yine yalnızlık,gelmeyen hiç gitmemiştir bizden.