27 Ağustos 2015 Perşembe
NEVRESİM
bu nevresimler çok kirli züleyha
yıkasam çıkmaz
yırtsam küsersin bana biliyorum
bazen bildiğim gördüğüme dolanıyor allah kahretsin
kahrolsun kalbimin rengini yitirmiş irisi
ki görüp de acı yakıyor sürekli
ve çayı kaynatıyor
kaynatınca biz insanlığı
züleyha
nüvesini saklamış gibi merhamet
gel sende benim gördüklerime kıyam et
uyuyan çocuklar görüyorum
toprağın üzerine serip bütün hayellerini
uykusuna doyamadan uyanan çocuklar
ve çeşitli kıyamet senaryoları
züleyha tufansız olanı bile var
rıhtım boyunca bekleyen kayıklar gibi
cumayı kaçırmış bir derviş gibi
uzaklardayım yapayalnızım
durup durup bakıyorum gökyüzüne
gökyüzü bile beklemeden beni
ilerliyor bir başka gecenin koynuna
seni alıp getirmeyen bu gece de kahrolsun
kahrolsun herşey züleyha bu acı sessizlik bile
bu bekleyişlerin sonu hasretini söndürür mü göğsümde
beynimin içinde dolaşan soruları bulur mu
bulunmaz cevapların kaynağını
mesela su kaldırır mı kanlı nevresimlerde sonsuzluğa uçan ruhları
arşimet aşık oldu mu hiç
kaldırıp bütün kuvvetleri semaya
şiir yazdı mı zincirin kanattığı o büyük dev'e
devler küçülüyor kitap saifelerinde
züleyha
çamurdan evleri bırakıp koşuyor çocuklar
ortadoğunun leş tarihinde
oysa bir mısra
bir mısraya tutunup koşsa mesela
mesela da burda ivme katsa acının hızına
ve uzaklaşsalar dünyadan
artık mesela demesek mesela
artık bir halka daha dolanmasa gerdanına
konuyu tarihçilere bırakıp züleyha
bakışlara açılar yontsak
güzel olmaz mı senin kadar
olmaz züleyha!
bu bir cevap bulamaz sorulara
bu belki nida gibi çınlar çiçeklerin şah damarında
ve çiçekler kan yüklü nevresimlerde
solmaya tutarlar kendilerini
züleyha kanlı nevresimleri yıka
ne olursa olsun
çünkü dünya doymayacak çocukların
hayallerini çalmaya
ve bir gün sonra
yaprak düştüğünde
sonbahar yine hüzne merhaba diyecek
en anlamsız çehresiyle
22 Ağustos 2015 Cumartesi
MERHABA BEN EFENDİN
kafamda tırmanan örümcek, ağını iyice kurmadan kurtulmam gerekiyordu fakat kurtulamadım.. Ben bu çaresizliğin içinde boğulurken bir "imdat" sesini duyar gibi oldum..
kalbimden gelen bu ses'e iyice kulak verdim bir de baktım ki; renksiz sıfatsız bir adam kargalar gibi boğuk harflerle kurduğu kelimeden yardım dileniyor neyse diyip devam ettim
kendi beynimde dolaşan örümcekle mücadele etmeye..
kaçmalıyım ama nasıl ?
susmalıyım fakat neden ?
gitmeliyim lakin nereye?
kırk takla atsam kırkbirinci de denk gelirim bir
kayaya; sırtımı dayasam, ardı sarp uçurum; sürsem elimi ıslak; koklasam tarih kokuyor .
tarih kötüdür çünkü insanı anlatır. insan kötüdür çünkü güce ulaşmayı bilmiştir
güç lanetlidir çünkü büyü gibi kullanılmıştır büyü serkeştir çünkü sarhoş olmadan kötülüğe resim çizemez belki bundan dolayı da insan gibi ahmak bir mahlukata
kendini kullandırmıştır.
goethe faust da insanı anlatırken hiç bir mahlukatta bulunmayan, sadece insanda bulunan ve insanın bunu bütün hayvanattan daha hayvanca yaşamak için
kullandığını söyler; buysa akıldır.. sanırım soyut kavramların arasında en afillisi ve en yakışıklısı da akıldır. aklın örümcekle ilişkisini kafka metamorfoz da
bir sabah uyanıp dönüştüğü örümceğin üstüne elbise olarak giydirir.. giydirir ama ne çare hiç bir güç yoktur ki aklın kötülüğüne erişsin. güce ulaşmak için aklını
tam teşekküllü çalıştırıp ruhunu ve kalbini çöp konteynırına atmalısın işte o zaman en güçlü sen olursun ve en zalim ve en kötü sen oluyorsun!
"aslında güç iyidir ama iyiye kullanılırsa" sözü tam anlamıyla saçmadır! çünkü bunu da insan aklı üretmiştir kısacası örümcek ağını kurmuştur ve sen annenden
indiğin gün sinsi sinsi yaklaşıp sana "merhaba ben efendin ve sana kötülüğü emrediyorum" der; sense arada bir kalbin ve ruhun da ki acı imdat seslerine kulak verip
"ses kötüymüş" dersin oysa insan kendi sesine yabancıdır ve insan kendi ırkına zalimdir ve insan ölümü kazanır büyük zaferler uğruna ...
kalbimden gelen bu ses'e iyice kulak verdim bir de baktım ki; renksiz sıfatsız bir adam kargalar gibi boğuk harflerle kurduğu kelimeden yardım dileniyor neyse diyip devam ettim
kendi beynimde dolaşan örümcekle mücadele etmeye..
kaçmalıyım ama nasıl ?
susmalıyım fakat neden ?
gitmeliyim lakin nereye?
kırk takla atsam kırkbirinci de denk gelirim bir
kayaya; sırtımı dayasam, ardı sarp uçurum; sürsem elimi ıslak; koklasam tarih kokuyor .
tarih kötüdür çünkü insanı anlatır. insan kötüdür çünkü güce ulaşmayı bilmiştir
güç lanetlidir çünkü büyü gibi kullanılmıştır büyü serkeştir çünkü sarhoş olmadan kötülüğe resim çizemez belki bundan dolayı da insan gibi ahmak bir mahlukata
kendini kullandırmıştır.
goethe faust da insanı anlatırken hiç bir mahlukatta bulunmayan, sadece insanda bulunan ve insanın bunu bütün hayvanattan daha hayvanca yaşamak için
kullandığını söyler; buysa akıldır.. sanırım soyut kavramların arasında en afillisi ve en yakışıklısı da akıldır. aklın örümcekle ilişkisini kafka metamorfoz da
bir sabah uyanıp dönüştüğü örümceğin üstüne elbise olarak giydirir.. giydirir ama ne çare hiç bir güç yoktur ki aklın kötülüğüne erişsin. güce ulaşmak için aklını
tam teşekküllü çalıştırıp ruhunu ve kalbini çöp konteynırına atmalısın işte o zaman en güçlü sen olursun ve en zalim ve en kötü sen oluyorsun!
"aslında güç iyidir ama iyiye kullanılırsa" sözü tam anlamıyla saçmadır! çünkü bunu da insan aklı üretmiştir kısacası örümcek ağını kurmuştur ve sen annenden
indiğin gün sinsi sinsi yaklaşıp sana "merhaba ben efendin ve sana kötülüğü emrediyorum" der; sense arada bir kalbin ve ruhun da ki acı imdat seslerine kulak verip
"ses kötüymüş" dersin oysa insan kendi sesine yabancıdır ve insan kendi ırkına zalimdir ve insan ölümü kazanır büyük zaferler uğruna ...
16 Ağustos 2015 Pazar
KIRIK KALBE MERHEM NİYETİNE
sessiz bir kaç durak da bekledim
olmadı...
zaman konuşturmadı onları
ben de berkleşmiş hayatımı sırtlayıp
uzaklaştım sokak lambalarının gölgeli karanlığında
ve türküler mırıldandım yetimler adına
uzayan yollarım vardı
düz ve virajsız
hiç bitmeyecek
hiç eskimeyecek kadar ölüydü
ve sen yoktun sevgilim
sonra bir takım mutluluk kiraladım
kirası amma da ağırdı
hayatımla ödedim
su serptim her yangına
alevlerin arasında boğulurken ruhum
ki ben
saçma yaşardım
geldin
hoşça vakitler işledin hayatıma
parmaklarının izi duruyor hala yüzümde
kalbimde gülüşün
yağmuru ciseliyor ruhuma
kısık ateş de çay demliyor imgelerime
ve mum ışığında kitap okuyor hala
kırgınlığına bir şiir dokuyorum şimdi
deseninde şaçlarının örgüsü
bir çocuk oluveriyor birden
kuçaklıyor bütün anıları
atıyor içime
ve bir sigara daha sönüyor gözyaşlarınla
4 Ağustos 2015 Salı
DİLENCİNİN PARASI
sıkılmış bir kurşun ilerler damarda
kana tutunup taşır kendini
taşır
ve kendini tanıtır ademoğluna
ademoğlu vınlar kurşunların arasında
kurşun ademi bir çağrıdır ademe
el bebek büyütürler kibri
adem kurşunu kurşun ademi
nasıl olduysa kelimeler süsledi onları
oysa hiçe doğru giderken ikisi
kelimeler kirli bir mendile atıldılar
cami önünde, okul çıkışında, ağacın altında
ve zengin oldu dilencinin parası
parası zengin olunca kalbi fakirleşti
insan ademe dönüştü iki kelimenin gölgesinde
kurşun, para, adem, dilenci
bu senaryonun tek eksiği
sensin sevgilim
eksik olunca sen
çocuklar büyümek istemedi
ne tuhaf
çocuklar büyümeyince küçüldü dünya
ve ben uzaydan görüştüm seninle
oysa kalbimde koca bir han yapmıştım sana
uzun yoldan gelirken
dinlen diye bu otağda
1 Ağustos 2015 Cumartesi
LEB DEMEDEN ŞİİR
yüzümün ekşiyen ve solan çizgilerine dokun
dokun ki sızlamaktan yorulan bu kalp
göçebe yağmurlarda boğulmasın
ve bilenmesin sevda içimin sığlığında
sevgilim bana adını sor
kaç yanımla döndüysem kavgadan
ve kavga orada durduysa
yani belin incelmiş kemiğinde
kısalsın o vakit bende aşk
karalansın ve kussun kanlı sözcüklerimi
çünkü sözcüklerim dışarda anlam devşirir
ve belki çürürdü içimde
bir çocuğa dokunmadan
büyütemeden çiçeklerini
hey heyulasına gark olan toprak
çakılsız olsan olmaz mıydı
peki ya denize sürülen bulutlar
neden objektifime yansırdı
kaybolup giden yanlarımı topladım
ya rabbim bilirsin sen
bilinmez herşeyi
ve herşey kavrulur
aslında leblebi gibi
leblebiciler güneşsiz
ben onların alnında ki terle temizlerim
dünyanın kesiksiz doğrularını
artıp duruyorum kendimden çıkınca
oysa benden içeri bir sen varsın
kalbimin nehirlerinde yüzüp
ruhuma sessiz ve mütebessüm yanaşan
seni sevmekse aşk
sende ölmekse aşk
senle kalmaksa aşk
ben hiç gitmedim aşkın olduğu yerden
bana soru sor ey aşk
dualarıma nota karışıyor birden
kalbim ve aklım ve ruhum
seni anmadıkça yorgun
dokun ki sızlamaktan yorulan bu kalp
göçebe yağmurlarda boğulmasın
ve bilenmesin sevda içimin sığlığında
sevgilim bana adını sor
kaç yanımla döndüysem kavgadan
ve kavga orada durduysa
yani belin incelmiş kemiğinde
kısalsın o vakit bende aşk
karalansın ve kussun kanlı sözcüklerimi
çünkü sözcüklerim dışarda anlam devşirir
ve belki çürürdü içimde
bir çocuğa dokunmadan
büyütemeden çiçeklerini
hey heyulasına gark olan toprak
çakılsız olsan olmaz mıydı
peki ya denize sürülen bulutlar
neden objektifime yansırdı
kaybolup giden yanlarımı topladım
ya rabbim bilirsin sen
bilinmez herşeyi
ve herşey kavrulur
aslında leblebi gibi
leblebiciler güneşsiz
ben onların alnında ki terle temizlerim
dünyanın kesiksiz doğrularını
artıp duruyorum kendimden çıkınca
oysa benden içeri bir sen varsın
kalbimin nehirlerinde yüzüp
ruhuma sessiz ve mütebessüm yanaşan
seni sevmekse aşk
sende ölmekse aşk
senle kalmaksa aşk
ben hiç gitmedim aşkın olduğu yerden
bana soru sor ey aşk
dualarıma nota karışıyor birden
kalbim ve aklım ve ruhum
seni anmadıkça yorgun
Kaydol:
Yorumlar (Atom)