29 Mart 2015 Pazar

HİÇLİK

Uyanıyorsun. İlk merak ettiğin şey, zaman. Saate bakıyorsun. Gün çoktan devrilmiş ikindiye. Saat epey ilerlemiş. Ömrün uykunun sessizliğiyle , sen, farkına varmadan göçüp gitmiş…

Güç bela çıkıyorsun yatağından. Perdeyi hafiften aralıyorsun. Bulutlarla örtülü kasvetli bir hava, yağmur ipil ipil boşalıyor semadan ve terk edilmiş sokak karşılıyor seni…

Oysa insan güneşle karşılaşmak ister böyle anlarda. Çünkü içine yığılmış kasvet insanı, yeterince yoruyor.insan hüznüne biraz umut katmak istiyor. Ama nafile…

Hayat çok tuhaf. Belki de çok saçma. Aslında hiç önemi yok bu tanımların.özellikle böyle durumlarda hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Tabi “hiçlik” dışında…

Hiç olma hali, kendini sürekli boşlukta hissedip ve o boşlukla savaşmak gibi…

İnsanın eşyayla münasebeti çok önemli böyle durumlarda. Kafanı dağıtmak için bir şeylerle uğraşmak lazım gelir. Arafta kalınca düşünmek hiç fayda vermiyor. Acı herkül gibi güçleniyor ve sen mütemadiyen yeniliyorsun…


Belki de gardını indirip hayata karşı, hiçbir insanı üzmeden ve birilerine umut dağıtmadan , kendi acizliğinle yaşayıp yaşayabildiğin kadar sonunu izlemek, hem kendinin hem insanlığın.

BUZA YAZILMIŞ DÜŞ

Tuhaf bir mevsimden kalan son rüzgara
tutunan uçurtmalar kadar özgürüm şimdi.

Ne yaptıysam bu hayat adına
bir tutam ruh kopardı bedenimden
her biri kendi elleriyle

Sıyrılması mümkün olmuyor insanın sevdiklerinden
Tuzla buz etmek istemiyor kalplerini
Yekpare kalmış bir buz pistinde dans etmek onlarla,
Ve bu hayalle yaşamak istiyor
Fakat ölüyor bu düş bütün mevsimler gibi
Başka baharlar diyarına gömülüyor
Başka çığlıklara gark oluyor

Hep başka bir zamana atılıyor bu hayaller

27 Mart 2015 Cuma

MEÇ

sönmüş yıldızlar altında
bir mektup umuduyla bükülüyorum
kalemimde kanı çekilmiş bir çocuk uçarılığı
bir halkın aşk soluyan geçmişi
ve aşk
ölüme yürümektir sevgilim
hasrete kına yakmaktır
barışla soluk alıp
savaşa zorlanmaktır

çay kavalye tutar sigarayı
türküler neşter vurur ruha
musa nille ıslatır asayı
raksta adım genişlenir
söz uzatsa da başını
ne fayda kulaklar hep tıkanır

tersten okunur ferman
hak döner haksıza
anlatamazsın derdini
dert bilmeyene

26 Mart 2015 Perşembe

PERDEYİ ARALAMAK


başını yasladığında göğsüme
bir kuş kanatlanırdı içimde
özgürlüğe adım atardı bir bebek
ve bir bebek tertemizdir her şeyden önce
sevgilim
kollarımda sensizliğin ağırlığı
saçlarında deli taylar gibi koşan parmaklarım
şimdi öylesine aksak
öylesine yalnız ki
demir parmaklıklara tutunan bir çocuğun umudu,
bir annenin duasına nasıl karışıyorsa
işte öyle bulanıyor hayalinin rüzgarına

gün doğmak üzere çıplak bedenime
fakat ruhum özleminin karanlığında
anılarla nefes alıyor bunu bil
ve etimde yıllarıma tanık olan bir ben var
bir de sende var ki
bunu bize en güzel yoran
gülüşünün renkleriyle bezenmiş
iki gamzeydi
susuzluğumu seraplara boyayan

seni sevmek ne denli güçlü bir eylemse
annemin yüzüne hayatı çizen çizgiler
objektifime yansıtıyordu aşkı
ve bana kazak ördü çocukluğum
menevişli bir bahar sabahında
top topladım yıllarca annemin dizinde
yıkandım gözyaşlarında inanılmaz tuzluydu
acının her zerresi nasıl zehirliyse
ben de o kadar nasiplendim akbabalardan

ve şimdi kocadım
kışa doğru devrilirken kalbim
acaba
nerede soluyabilir bütün sevdiklerim

belki, büyük vedaların ortasında
çaresizliğimle dağlanırken
ekmek kokar tandırda
buğday tarlada, dans ederken rüzgarla
köylüler halayın başına yazma bağlar
ben yılkılara dalarım güzel bir düşte yaşar gibi
kerem amcanın rahmete yürümesinin onuncu yılında
bir sözü tüner aklıma
vızıldayıp durur kaslarmın arasında
"bence bu kavgada herkes haklı, herkes kadar"

zaman kazlara takılıp buz pistinde yürürken karsta
aşk ığdırda bir kaysıyla sevişirdi
babam güneşe dayardı sırtını
ben ve beş melek gıybete tutuşurduk balkonda
çaylar hep camiden gelirdi evimize
oysa ne kadar da uzakmış kalbimize

23 Mart 2015 Pazartesi

ANILARDA YAŞAMAK

Masanın üzerinde ki bardağı aldığı gibi mutfağa koştu. Çayını doldurup salona dönmesi arasında geçen süreyi o anda hesaplamaya başladı ; tam olarak on saniyeye tekabül ediyordu. Fakat bu maçın her saniyesi çok önemliydi onun için, ucunda aşk olan her şey gibi. Ama diğer yandan da çay içemeden duramıyordu. Bir uzvu yokmuş gibi; bir dişini kaybetmiş kadar boşluk da hissediyordu.

Bardağını masanın üzerine koydu. Heyecanlıydı. Bu maçı mutlaka kazanması gerekiyordu takımın. Yoksa bütün planları mahvolacaktı.bu maçı kazanırsa takım, iddiaya girdiği arkadaşı tarafından otobüs bileti alınacak – yol masraflarıyla beraber- ve o sevdiğini görebilecekti. Evet işte bütün o telaşın sebebi buydu.

Maça sürekli bir beraberlik skoru hakimdi...

Yenişemiyen takımlar çocuklar gibi paylaşmayı seviyordu sanırım..

Ve evet işte son dakikada atılan gol her şeyi değiştirdi…

Acaba kazanmış mıydı ?

Bileti arka cebine koydu. Evden çıktı. Elinde küçük bir sırt çantası. Otogar çok uzak değildi. Şehrin merkezindeydi. Oturduğu eve yaklaşık 15 dakika yürüme mesafesi vardı. Saate baktı , yetişirim dedi. Ayfer teyzeyi gördü, tebessümle selamını verip , hafif bir tempoyla otogarın yolunu tuttu.

Otogara varıp arkadaşını gördü. Tokalaştılar. Gülümsediler. Eh ne yapalım kısmet değilmiş. Biletini verdi. Otobüsüne bindirdi. Hareket halindeyken el salladı…

Otobüs hızla uzaklaşırken…

Gülüşünün ardına saklanmış iki gamze gittikçe ona yaklaşıyordu.


“işte böyle” dedi ve derin bir nefes alarak “bazen gerçeği yenemezsin ancak anılarda yaşarsın”

21 Mart 2015 Cumartesi

İMKANSIZIN ŞARKISI


gülüşünün kafesinde tutsağım sevgilim

her hatırada sen
her gamzende dudaklarımın izi
her parmağımda saçlarının sessizliği
ve her şarkıda imkansızlığın notaları
çınlatıyorsa bir zangoç gibi
seni...seni...seni
unutmanın eylemsizliği
hayat denen beyhudeliği
renga renk bahçelere bürüyorsa
söyler misin ?
nasıl unutabilirim ?

20 Mart 2015 Cuma

KUTSANMIŞ BİR HAYATA DAİR

Dünya kazan ben kepçe dolanır dururum
Sokak omzuma biner davul kulağama tüner
Darp edilirim yarsız yaralarımdan
Deliksiz rüzgarlar uçurur sözleri
Delirmiş halklar mizana sığmaz ki
Bu vesilenin mührüne parmak basar kumarbaz

Kılıç bükülür ben yâre kürtçe bağırırım
O gülüşüyle bastırır isyanımı
Asmaksa iblisleri asalım sevgilim
Ama bırak önce kaşlarına sokulayım
Kaybolalım şu dağların mağarasında
Start vurmadan bizi güneşiyle
Kundaklanalım hayasızın mağazasında
Küllerimiz sevişebilsin sevgiyle

Ömre aşk basalım ki

Kanaması dursun hayatın

19 Mart 2015 Perşembe

BİS

İçimin nehirleri boşalıyor sensizliğin ilk hecesinde

“Sen”
Bize o kadar güzel güldün ki
Biz o kadar güzel daldık ki ummana
Boğuldu içimizde ki kötülük
Çiçek verdi ağaçlar bahara doğru
Taze menevişli çocuk gülüşleri girdi koynumuza
Gece boyun büktü dudaklarında
ben sadaka verdim kendimi aşka
aşk dibine kadar sokuldu gamzelerinin
şiir bir balık kadar kıvrak
ve ekmek gibi mis kokan boynunun
yörünsesinde dolaşarak
kuruldu soframıza

kurumuş hayatın dallarında umut
dansa hükmetmiş bir veda kadar sessiz dururken
çığlık atan damarlarımda kansız yaralar kanıyor şimdi
gece buna şahittir yokluğunsa hep varolduğum muhit
ben senle yokluğu sevdim sevgilim
çünkü aşk senle varlığa düşman kesildi

ve artık ellerim daha terli daha titrek
daha soğuk tutacak hayatın yakasından
Anılarımız diz çökmüş bana bakıyorken
Bir sahne daha oynuyacak çocukluğum

Pandomim sessizliğinde

14 Mart 2015 Cumartesi

KASKSIZ ŞİİR

kudurmuş bir çan çınlar kulaklarımda hiç durmadan
bir otobüs yuvarlanır eklemimden şarampole
dağılır o anda bütün iskeleti ruhumun
ben bu solgun meyveyi dişlediğimden midir bilmem ama
ben, ben olmaktan çıkıp sana toplanırım sevgilim
sense sen olarak kalıp beni gülersin
işte böyle bir toplanıp bin dağılırız
güneşe kibritle savaş açan meczuplarız ya
ne dilek ağacımız durur orda
ne balkonda saksımız
namerdin pusulasında "mazlumun merhameti" yazılıdır

dünya döner yağmur ağlar bulutlar
şimendifere benzer anılar
çocukluğumuzdur en öznel kompartıman
kururuz nesnel bakmaktan dağlara
özgürlüktür sinemize vuran ağrı
kalkıp yutuyorum bütün tepeşirleri
bizden sızılar çöküyor karabasan gibi
salıncaklar daralır tufan kopmak üzeredir
inan insanın büyümeye yüzü tutmuyor

külden kedi yaptım masalımıza
tepeye nazır bir vadi aldım ikimize
batıya döndüm yoksun
doğuda dağlar paralel ovaya
iki yönlüdür kainat sevgilim
ya inanırsın ya küsersin sevdaya