21 Ocak 2015 Çarşamba

SAÇMANIN ŞİİRİ

ne güzel savaşırsınız
kavramlarınızın gölgesinde
barışı getirmek için dünyaya

barışı boşuna aramayın
o sırtınızda kamp kurmuş bir pire
göremezsiniz
belki emer kanınızı
hissedersiniz
ve sonra onun için tekrar savaşırsınız

fazla söze gerek yok
hepiniz doğrularınız için savaşıyorsunuz
barışsa bu savaşınıza meşruiyet kazandırmanın en mantıklı yolu

13 Ocak 2015 Salı

oğullar ve rencide ruhlar ( alper canıgüz )

beş yaşına gidelim bir an için , ne hatırlarız diye düşünelim ; belki birkaç fotoğraf karesi, bizi mutlu ettiği kadar hüzünlendiren ve bir o kadar acı veren birkaç fotoğraf karesi…

her biri aslında bize tuhaf bir his verir o da şu ki ; tarifsiz özgürlüğümüzün kalıntıları. Nasıl yaşarsak yaşayalım hep bişeyleri kurcalayarak geçirdiğimiz, bazen onları kurcalarken kırdığımız, bazen ilk dayağımızı yediğimiz, bazen gereksiz öpücüklere boğulduğumuz bize hep tuhaf gelmiş teyzeler tarafından…bazen sokak,bazen köy, apartman yada bir çöl….tamamen özgürce herşeyi algılamaya çalıştığımız, anlarken de; bilginin verdiği mutluluğu tatdığımız ve aslında hiçbir şeyin umrumuzda olmadığı koca beş yıl…

ve sonra ... “beş yaş insanın en olgun çağıdır sonra çürüme başlar”

işte bu kitap , bu cümleyle başlar

kahramanı: Alper kamu

-ismini absürdizm (saçma) felsefesi akımının öncüleriden Albert camus’ dan almıştır

yazar : Alper canıgüz …oğullar ve rencide ruhlar

neden beş yaş ?

bence Alper canıgüz,  günümüz eğitim sisteminin, okula başlayan çocuklar üzerinde ki baskıcı rol modeline ve çocuğun öz’le uğraşırken; kapalı kapılar ardında , kendine bile hayrı dokunmayan ana okul öğretmenlerinin uyguladığı yaptırımların, çocuğun varoluşunu çokça etkilediğini ve beş yaşında ki çocukların sokak yada çevrede daha uyumlu bir varoluş çizgisine bürüneceğini göstermeye çalışır. Nitekim bizim küçük kahramanımız romanda babasıyla ufak bir dialog esnasında “ …anaokulda bana göre bir yer değil” diyor…tabi sadece bu dialog değil fikrimi bu yönde ilerletmemin sebebi. Sokak çetesi, arkadaşlar arasında ki hiyerarşi, haksızlıkla mücadele, statükoya karşı sert tutum, aile içi şiddet, aileye karşı sorumluluk vs… gibi konulara değinen Alper canıgüz, aslında sağ gösterip sol vurarak derin bir sistem eleştirisi yapıyor. Fakat bu bir hazine ve bulmak yada anlamak için çok dikkatli okunmalıdır. Toplumda ki basit roman algısıyla okunup , bir kenara atılacak bir kitap değildir.

tabi bu yazdıklarım tamamen benim doğrularım !

romanın ana konusu , Alper kamu kardeşimizin tanık olduğu bir cinayet üzerine işlenmiştir .bu cinayetin ardında ki sır perdesini, Alper kamu, çözmeye çalışırken başından bir dizi olaylar geçer…   hızlı okunması şiddetle tavsiye edilir. Belki “yann tiersen..amelie soundtrack” eşliğinde okunabilir. Tercih size kalmış. İsterseniz sinan akçıl eşliğinde de okuyabilirsiniz.

Ayrıca romanın son bölümlerinden biri olan “ böyle uyurdu Zerdüşt” bölümünde; aşırı yoğun düşünme gücüne sahip bir insanın bilinç altına inildiğinde açığa çıkan kavramlar kargaşasıyla karşılaşacaksınız ; Öztürk ,duygu fırtına, castratus, geçmişyiyen ….ve bütün bu kavramların ortasında ara ara dialoglar , kavgalar ve hatta monologlarla karşılaşacaksınız.

Kısacası biraz Freud, biraz da nietzsche…bir o kadar üst akıl ve çok fazla sabır J

Sonuç olarak okurken gülüp, şaşırıp, duygulanıp, sinirlenip ve kendinizi boşlukta hissedebileceğiniz bir roman. 

Kalemine sağlık Alper canıgüz diyelim.

Muhabbetle,


Aman ha çayı unutmayalım J

12 Ocak 2015 Pazartesi

GÖZÜME İMGE KAÇTI

kendimi sonsuzluğa ayarlanmış saatin
hiç çalamayacağı umutsuzluğuyla
umutlar türetirken ki yavaşlılığı
arasında ki paradoksa benzetirim
ve ne zaman ki düşünsem gülüşünü
ılık bir mevsim tüner ruhuma

bakma sen; ben tırnakların ölüsüne
şiirler yakmış adam değilim
ama içimde yangın, öyle büyür
öyle alevlenir öyle de söner
bendimden su taşsa ne farkeder
seni, beni, onu ve onları
kurtarıp nuh'un gemisine kim fırlatır
kim dedirten kimse o

o, kalbime yekpare bir kuş indirse
kanadında ki kanla yıkayamam yüzünü
belki dinletirim sesinde ki melodiyi
ve inanırız birlikte, güneşe karşı çaylaşmaya

herşeyin başı çay

7 Ocak 2015 Çarşamba

ÇAY VE ZEN ( OKAKURA KAKUZO )

Çay severlerin dikkatine !

Bu kitabı okuduğunuzda, çayı neden bu kadar çok sevdiğinizi daha iyi anlayacaksınız.


Neden mi ?

Çünkü rikyu der ki;
“gerçi çayı birçok kişi içiyor
Ama siz çayizmi bilmezsiniz
Çay sizi içer “

Çayizm, rikyu, raiku, çayın tarihçesi, çay üzerine efsaneler, buda ve Budizm, çay seramonileri, çay ustaları, çayın demlenişi vb gibi konular işlenmiştir.Ruhunu, kalbini ve hayatını çayla hemhal eden biri için “on numara beş yıldız” bir kitaptır.

Ayrıca kitapta ilginizi çeken daha başka konular var, mesela ;

Batılıların beş çayı, çay mı tea mi , sanat, insanlık, evrensel konular, felsefe ve tarih…belki de salt normların kapsamında göremediğimiz bir öğretiyle karşılaşabilirsiniz örneğin :
Batının göremediği doğuda ki manevi duygularla ; doğunun batıyı materyalist taklitçiliğini , kendi deyimiyle “ ben nazik bir çayist değilim” tavrıyla ve sert bir dille eleştirmiştir,okakuza kakuzo( 1863-1913; Japonya,  Yokohama )

kitap iki ayrı bölümden meydana gelir .
1.      Çayın hikayesi : çay kültürü, çayizm , çay ve zen, çay seramonileri
2.       Çay kitabı : insanlığın fincanı, çay ekolleri, Taoculuk ve zen, çay odası, çiçekler ve çay ustaları

Kitaptan kısa kısa aldığım notları buraya yazıyorum . belki bir fikir verir yada daha da meraklandırır ki gerçekten meraklanması gereken ve okunmasının şart olduğunu düşündüğüm bir kitaptır 

Okuduğum kitabın 102. Sayfasında “ dünyanın kendisi böylesine gülünçken , insan nasıl olup da dünyayı ciddiye alabilir…” diye başlayan uzun bir tiradla karşılaşacaksınız ki ; hafif tebessümünüzle “ evet, işte dünyanın gerçekleri “ diyeceksiniz içinizden..

“Ellerini temizliyorsun ve kaplarda ki kiri ve tozu alıyorsun
Ama eğer kalp saf değilse bütün bu titizliğin ne anlamı var”

.....Rikyu rüyasında lao zi’ye ve sakyamuni buddha’ya çay seramonisinde bulunmaması gereken en önemli özelliklerin ne olduğunu sorar
-Lao zi ; para ve dünyanın tozu
-Buda ; ego, ihtiras ve nefret olduğunu söyler

Çayda ne şarabın küstahlığı, ne kahvenin kendini bilirliği ve ne de kakaonun saf saf gülümseyen masumiyeti vardır.

Sanatta kibirlilik, ister sanatçıdan ister halktan kaynaklansın , karşılıklı duygu alış verişinde oldukça yıkıcıdır.


Eğer bizim duygularımız evrenselse sanatta evrensel bir dil haline gelebilir.

Artık sanatçının adı eserinin kalitesinden daha önemli.

Bizi seven ve bize sessizce hizmet edene karşı her zaman zalimizdir

Eğer görebilirsek mükemmellik her yerdedir


13.yy yaşayan zen ustası Dogen zenji chado nun amacını belirten şu mısralarla bitirmek istiyorum

“Aklı boşaltmanın yolu kendini unutmaktır
Kendini unutmanın yolu dünyayı uyandırmaktır
Dünyayı uyandırmanın yolu aydınlanmış olmaktır”

4 Ocak 2015 Pazar

A 'dan Y 'ye ASILSIZ ŞİİR Z'Yİ ALLAH BİLİR

1.
ben y kuşağı insanıymışım
bunu bugün öğrendim
allah bilir daha ne kadar bilmediğim var
allah bilir diyorum
çünkü insan cennete insansız kulelerle selam çakınca
ben de bir şiir yakmalıyım kandil yerine
bugüne yarına ve allah bilir
belki bir ara sessizlik muhteva olur
küstahımın içine...

2.
sol kaburgamda esen bir ağrı beliriyor
çünkü aşk görmediğimiz noktadan çarpar
buna kör nokta derler dizi setlerinde
izleyenler bilmez ama
figüranlar hep kör noktada birikir

3.
müslüman mahallesinde salyangoz satan birine
hişt hişt demek  varmış
hössttt demeyi de bizimkiler'den öğrendik
bilmiyorum allah bilir ya
nerden başladıysak bu duaya
allah bilir belki bir mazlum tükürdü beddua
belki çok olasılık taşır
gözümüze balyoz iner çapaklarımız temizlenir
figüranlar isyan etseler
kahtı rical infılak eder kendi kendini

4.
ben y kuşağına yükselmişim
bunu okakura kakuzo söyledi bugün
çay içtim çay içtim çay
zen budisti çaya ruh çağırmış
batı tasıyla tarağıyla alıp çalmış
doğu figüranı oynarmış hep
mış diyorum
çünkü geçmişe bağlandıkça
cennete varırız diyor büyüklerimiz
dünyaya barış gelir ve kan
tezat deme itiat et kurtul
velhasıl aklı ölür yüreğin feraha tuttutulur

5.
öldürmekle barışamadı bir türlü küstahım
nietzsche küstah ben küstah herkes üst insan
alta kalanın canı cehenneme !
işte böyle al(l)eme
bu akıl eder kulleme
kafiyesizlikten ölecektim neredeyse

yağız atlardan çitaya evrildik artık
hızlı koşan kazansın
böyle emreder sermaye

6.
aşk bize gül versin sevgilim
samanlıkta iğne arayanların
telefonları hep meşgule alınır
çünkü aşk her yerde
samanlık da fani iğnede

3 Ocak 2015 Cumartesi

PIRESTEZİ

aşırı kapitalizm kadın öldürür
aşırı öfke insan öldürür
aşırı hep öldürür
aşmamak da öldürür
ve insan çokça ölgün

annemden dua alırım her gün
sistemin çarklarında ezilmek için
' allah sana "hayırlı" çok para versin'
hayırlı para yoktur anacığım
bağırıyorum içimden
ruhun sıkıştığı mengene vardır

nihilizmle ölüm arasında
şükrün şarkısı kuşların dilinde
hayatsa duymakla hissetmek ortasında
savurur bizi isteğin ötesine
nerdeysek orda olmak ağrı gelir

biraz hissizlik alacak para nerde ?

2 Ocak 2015 Cuma

KORKUNUN EFENDİLERİ ve AKLIN ÖLÜMÜ

bir yüzyıl daha ölebilirim tanrım
bir yüzyıl daha yoksul
ve yoksun bir amaç uğruna
doğmanın acı hıçkırıklarıyla dünyanın kirli yüzüne
salyalarımı savurabilirim ki
bunu çoktan hakketti

herşey karabasan ve psikolojik bir felaketti
antik yunan aristokratları kadar
gergin ve nehir başında su içen ceylanların temsiliydi
kendisi hiç olmadı ki olamadı !
hep bir başkasını oynarken gergin
hep bir yalanı öperken tevazuya bürünerek
aslında içinde ki zehre acı katardı
ve bulaştırırdı ruhun imgesel deneylerine
lakin empirizime karşıydı
karşısına duran her kişiye karşıydı
karşıydı karıştı karabasan olup
ruhla aklın dengesini bozdu

tanrım bunlardan o kadar çok ki
senin yarattığın dimağın içine girip korku cellatları gibi
öldürdü içinde ki insanı
insan eşrefi mahlukat mı
kötüyü öldürmeyene kadar hayır
iyiyi öldürene evet
"ıkra" yoksa
başkası varsa senden gayrı
nasıl tırmanılır o dik yokuşlara
terazi nasıl dengeye gelir öldürmekle

gazze geçince bir film şeridi gibi kalbimden
işte orda seni görürüm
aynada seni görürüm kendime bakarken
'mona lisa' da 'da vinciyi' görür gibi görürüm seni kendimde
ve şaha kalkar bir mazlum
belki kobenide belki çinde belki bangladeşte
-ezidilerin suçu ezidi oldukları için miydi tanrım ?
bu büyük soruyu sorarım alimlere
ve onlar altından tahtlarında
amerikalı bilim adamlarının ürettiği tabletlerle
suçu yığarlar onların üstüne
peki merhametin şarkısını kim kıstı

.....

ah bu sorular hiç bitmez
ve ben ölürken içimden
yüzyıl daha ölebilirim tanrım
bir mazlum ölüyorken
susuyorken herkes