30 Mart 2014 Pazar

apolitik

bir mühür, bir kağıt parçası
onlarca meydan
binlerce palavra
ve bütün bunların ardında
son söz bendeyse eğer
politikaya a harfini yerleştirmeyi seçiyorum

düzensizliğe bir "ben" kondurup
çekiliyorum kabuğuma
ve görüyorum
burjuvazi omuz omuza hep
proleterya alnına dayıyor silahı
burda kesiliyor mantığın iflahı

herkes öldüyor kendini yaşarken
ben çay içerken güneşe karşı

28 Mart 2014 Cuma

çocukluktan kalma üç fotoğraf

1.
çocukluğun seyrek dilemmasıyla başlar tarihimiz
daha ilk koşuşta yılkıların arasındayız

bir yanımız hoyrat ve avunmuyoruz güneşin bizi terk ettiği saatlerle
bir yanımız hüzünlüdür hep
çünkü annemiz monarsik bir duruş sergiler
karanlığın yorgancı saatlerinde
"kirlenmek özgürlüktü" oysa
ve çocukluğun ilk sloganı buydu bana kalırsa
hürlüğün ilk kavgası bununla başlar
anneden uzak, yılkıların arasında
bir yanımız hoyrat
ötekisi telaşlıdır hep

2.
ellerimiz uzanıverir ölülerin gölgesine
mezarlıklar sanat sergisine 
çiçeklerle süslenmiş heykellere dönüşür
benzersiz çocukluk günlerinde
cehennemde ateş
cennette ırmak yoktur
çocukluğun masumiyet havzasında
ve yatağa çamur toplanmış pantolonla uzanmak
çimen yeşili renginde
taşların oynamaya hazır bekleyişiyle
sabahın kül rengine uyanmak 
umudun ise bulanmadığı
denizden çokça uzakta bir köyde
çayın karanfil kokusunu çekmek içine huzurla
kuzuların sesini işitmek
bir traktörün işleyişini izlemek
uykusuz gözlerine güneşi sürmek
ve harf büyüklüğünde bir köyde
ve unutulmuş
ve haritalardan silinmiş bir dağın yamacına
dayayarak bütün gövdeni
şehri düşlemek çocukça
okumayı
gitmeyi
kazanmayı savaşı
yapayalnız bir başına

3.
okumak, kurtuluşudur köyde büyüyen çocukların
umudu, rüyası ve kayboluşudur
okumak, yalnızlığıdır köyde büyüyen çocukların
demirin kızgın duruşuna
kalem kuşanmaktır
ak sakallı bir nasihata boyun eğmemektir
saygı ve mantık arasında
kitabi durdukça kinlenmektir
bütün kan bağlarına

okumak, annenin alnında ki biriken çizgilerdir

19 Mart 2014 Çarşamba

Mina ile Zezê (3)

"Nerden çıktı bu peri ve neden böyle aptal aptal gülüyor" diye geçirirken içinden, ruhunun yasını hatırladı birden. İhanet kurşunuyla öldürülen hayalleri geçti
gözünün önünden, bir damla tuzlu suyun eşliğinde. Avuçlarını ıslak taşların üstüne basarak kalktı yerinden ve
sessizce yürümeye başladı Mina. Hiç konuşmadan.Hiç bir eylem göstermedi yürümekten başka... 

Karanlığın, karanlığın içine doğru adım adım ilerliyordu Mina. İçten içe haykırıyordu hem kendine hem de tanrıya...

" Beni neden yarattın Tanrım.Madem kol kanat germeyecektin bana, beni neden bir sürüngen,bir kuş,bir balık olarak yaratmadın.Tanrım yarattığın insanlar kötü. Adalet yok.Alçaklık,iki yüzlülük,yalancılığın bini bir para. Görüyor musun tanrım?  Bu haykırışlarımı duyuyor musun?  Tanrım en çok merak ettiğim: beni neden bu kadar iyi yarattın?  Ben artık iyi olmak,kandırılmak,hırpalanmak istemiyorum Tanrım. Ve biliyor musun içimde ki bunca haykırışa, bunca ifrit yüklü isyana rağmen seni çok 
seviyorum. Bırakamıyorum. n'olur duy artık sesimi Tanrım"



Geçtiği sokakların birinde ona sataşmaya, laf atmaya çalışan insan görünüşlü ne idüğü belirsiz bir kaç mahlukla karşılaştı.Söyledikleri hiç dokunmadı Minaya.  Sessizce
aralarından süzülüp devam etti; sonunu kendinin bile bilmediği yolculuğuna.

Mina, kendini sarp kayalıkların üzerinde yalın ayak hissediyordu. Kanı çekiliyor ve onu yavaş yavaş öldürüyordu. Ruhu sessizleşti. Bedeni olduğu yere yığıldı.Sanki bütün evler,bütün insanlar , bütün ağaçlar üzerine üzerine geliyordu. Bedeninin altındaki kaygan zemin yüzüne doğru bir avuç su serpecekmiş gibi hızlıca yaklaşıyordu. Mina, içine doğru acı ve boğuk bir tonda bağıyordu. Hiçkimse duymuyordu minayı, Herşey ,bütün hayat normal bir işleyişte ilerliyormuş gibi hissetti.Kimsenin umrunda olmadığını, yalnız öleceğini ve dünyada ki zamanının tükendiği, miadının dolduğunu düşündü. Yağmurun ardında ki  o büyüleyici koku ve rüzgarın telaşsız elleri gözlerini yumdu minanın...

Cevabını alamayan Zezê her zaman ki gibi saf ve temiz yüreğinin ona bahşettiği iyi niyetiyle " herhalde çok derdi zavalının, baksana, ömürlük çınar gibi sessiz ve 
yorgun" diye düşündü.Ama içini tuhaf bir kader serzenişi kapladı o anda. O anda aklına fotoğrafını çekmek geldi Minanın ancak, Zezê haber vermeden ve birinin arkadan fotoğrafını çekmeyi sevmiyordu.Çünkü, Zezê 'ye göre fotoğraf çekmek: insanı bir an bile olsa güldürebilmek ve gülmenin gerçekten ona ne kadar yakıştığını göstermekti.Böylelikle kötülüğü yok etmeyi planlıyordu."iyilikler artıkça kötülük yenilgiye uğramaya mecburdur" derdi...

Ama...

11 Mart 2014 Salı

aşk sensin seyda

1.
bıçkın bir bakış fırlattım kara bulutların içine
birazdan yağmurun o sıkılgan ağlayışıyla
köpürecek ruhumun kamçı yememiş yanları
evet
ben muhalifim
örtüyle kapatılmış masanın duruşuna

2.
ayaklarımın altında ki küllenmiş dünya
soğumayı bekleyen soba gibi
cehennem sunar bana
içimde toplumsal kargaşa 
ve sen ...ey hızır!
ruhumu yıkarsın aşkınla
bir yandan kış bitmeye hazır

3.
çok iyi biliyorum
baharlar teğet geçer ruhumu
fani değilim ki fani olanı seveyim
baharlar kimin umrunda ki
koynumda bana sunduğun aşkı
duymalı artık ömrümün katipleri
sağ yanım durağan
sol yanım uçarı

4.
yağmurun yağıyor bu gece
meleklerin iniyor
ölmüş bedenlerin üstüne
ruhumda katarakt karanlık
gönlümde yalancı bir sevda
tut ellerimden bırakma beni
yaşarken ölüyorum seyda
esmanı dudaklarımda mühürle

5.
rüzgarla karışık bir bahara 
bırakıyorum ruhumu
seninle 
seninle
seninle

6.
ezberimle soğutuyorum ruhumu
kaç insan insan gibi yaşar ki
elma denilen meyveyi soymasaydık 
kimbilir belki
yüzü koyun yatıp öpmezdik dünyayı

7.
bunlar ayrı ayrı hikayeler
nerde ruhumun derinliğinde bir kasırga kopsa
orda aşkınla 
orda sunduklarınla
kalırım başbaşa
dedim ya
hikayeler tesir etmiyor kimseye
sen aşk sunmalısın ona
ben hikayeler

8.
herşey ucuz 
herşey gri bir tonda
herşey senin varlığınla
herşeyde sen seyda
olmasaydın - binlerce haşa-
yaşanılmazdı bu dünyada

9.
bıçkın bir hayat topluyorum sonunda
kırılgan kollarımla
beni bırakma seyda
ben gitmeye çalıştıkça

10.
aşk sensin seyda

Mina ile Zezê (2)

Kapıyı açtı ...

Ağır ve aksak adımlarla dışarı çıktı ve o anda kendini uçurumdan boşluğa bırakır gibi dizlerinin üstüne çöktü. Gözlerini sıkı sıkı yumarak , sanki bütün olup biten ne varsa;
hafızasından,yerleşmiş anılarından, gündelik ayrıntılarını yerleştirdiği günlüğünden silmek istercesine sıkıca yumdu gözlerini Mina.  

Yağmurun iyiden iyiye şiddetlenmesiyle ve havanın kararmasıyla birlikte sokağın ortasına ceset gibi bırakıvermişti: ölmüş olan umutlarını, geleceğini ve kırgınlığını...

Ağlıyordu Mina.  Annesi ölmüş bir çocuk gibi nedensiz ağlıyordu Mina. Nedenini bilmeden fakat ağlaması gerektiğini çok iyi bilen bir çocuk gibi ağlıyordu ve  yenilmişti çocukluğunu öldüren zamana. Mina, büyüdükçe kaybetmenin verdiği o büyülü acının daha ilk anında kaptırıvermişti kendini kirli suların akıntısına ve  kendi kendine "ben ,bir aptalım diyordu!! 

Gözlerinde ki yaşlara set kurmaya çalıştıkça kollarıyla. yağmur "bu mümkün değil" der gibiydi.karanlık çökmekteydi gittikçe ve avuntular baş göstermeye başlamıştı. Kadim zamanlardan hayata serpilen o zor zaman sözcükleri, sözleri.  Ataların bize bıraktığı elmas madenleri birer birer çıkmaktaydı gün yüzüne.

Kasvetli gökyüzüne, soğuk ve kin yüklü bir bakış fırlattıktan sonra...  "kalkmalıyım artık; kalkmalısın artık mina. Geri dönmelisin bir dilim mutluluğa sattığın avuntularına"..... Mina, kıvır kıvır saçlarını, gülmeye her an hazır gözlerinden ayırırken, karşısına dikilen mor şemsiyeli azize...

"merhaba , ben Zezê" dedi

ve gülümsedi inceden.....

9 Mart 2014 Pazar

Mina ile Zezê (1)

Dışarda ki yağan yağmura aldanmadan mor renkli şemsiyesini alıp çıktı. Yağmura eşlik eden hafif bir meltem esintisi de vardı.  Neredeyse mazgallardan taşacak seviyeye
ulaşması, yağmurun çok önceden başladığını gösteriyordu.adımlarının arasındaki mesafenin kısalığına bakılırsa, yavaş ve sakin bir tonda yürümeyi seviyordu zezê.

Hava kararmaya başlamıştı bile. Zeze ,sokak aralarında boş boş dolaşmayı,  her gittiği sokakta ya oynayan çocukların yada kapıda oturan teyzelerin fotoğraflarını çekmeyi çok severdi. Fakat
yağan yağmur, aslında Zezenin işini biraz aksileştirsede; yinede yağmura duyduğu hayranlıktan dolayı yadsıyordu kendi içindeki gürültünün sesini."yağmur seni 
tüm insanlara inat seviyorum" diye bağırıyordu ara ara ve hiç durmadan dolaşıyordu sokak sokak...

burka giydirilmiş düşünceler

1.
çekilin karanlığınıza
üzerinize burka diktirin
düşüncelerinizin üzerine
söyleceklerinizin üzerine
karanlığınızda izleyin dünyayı
korkuların içinde
yaşarken öldürün kendinizi

kazanmak kaybetmenin eşdeğeri bu zamanda
kazanın dünyayı
kaybedin insanlığı
gücün size bağışladığı iksirle
binlerce çehreniz olsun
sahte gülümsemeler
yalancı mutluluklar
ikiyüzlü dostluklar
saniyelik aşklar

2.
haydi çocuklar
sahici ölümler sizi bekler
çıkarın burkaları
devinime uğrasın dünya
devrim el değiştirsin bu zamanda
insan olarak yaşamasakta
hayallerle kurulur ütopya
devrim el değiştirsin bu zamanda