eşikten atlayan bir çocuğun tarifsiz sevinci
laf cambazlarından geriye kalır bize
ilmek gibi dolanır boynumuza...gülümseriz
-ama sadece gülümseriz. mutluluk mu?-
fasıllar ,fasıllar önceydi çocuktum o zamanlar
ömrümün yetiştiği yere kadar koş benimle
-dedim-
nasılsa bir ömür yetmiyor ikimize
taş bebekleri evcilik oyunumuza salalım
ellerimizi çamurda birleştirelim
-masum bir frekansta-
küçülelim.... gittikçe çoğalacağız
-bunu sende farkedeceksin-
izin verirsen yüzünde ki kire dokunmak isterim
nedenini sorma çocukluğumuza verelim
sufilerin duası arkamızda tağ gibi yükseliyor
-işitiyoruz beraber-
elimizle karpuza dokunuyoruz bostanda
-büyüdükçe dilimleniyor tepsinin üzerinde-
ne zaman şire bulaşsaydı ellerimize
içimden gözlerine dokunmak geçerdi
-nedenini sorma-
mutluyduk, sebepsizdik sadece
saçlarında örgü yoktu
evim sendin ve saçlarında tuhaf bir telaş
vurgun saatlerim erkenden kalktı
ismini çağırdı bana,avuçlarıma kazıdı
yüzünü büyüledi içime
-çocuktum,mutluydum,büyülendim-
onlarca yıl bu büyüyle yaşadım seni
rıhtımında bekledim durdum
-gelmedin-
unutmak istedim çocukluğumu
-mutluluk ölmedi...sen gittin-
çocuktum seni görmek istedim
-nedenini sorma-
-aşk,utanmaktı-
o zaman anladım