28 Kasım 2013 Perşembe

'VİCDAN'


vicdanımla başbaşa bırakın beni
o varken hangi öykü,hangi ibretlik türkü
insanlığı öğretebilir ki 

kezzap işkencesi gibi
yaralara boyar içimi
uğultulu sesiyle, süngüler beynimin içini

içimde ki mürşidim: vicdanım
sen bana ses ver
ben hep sana yaver 
ben hep sana mürid olayım
yeter ki yaşarken ölmeyeyim.

27 Kasım 2013 Çarşamba

'ÇOCUKLUKTA AŞK'


eşikten atlayan bir çocuğun tarifsiz sevinci
laf cambazlarından geriye kalır bize
ilmek gibi dolanır boynumuza...gülümseriz
-ama sadece gülümseriz. mutluluk mu?-
fasıllar ,fasıllar önceydi çocuktum o zamanlar

ömrümün yetiştiği yere kadar koş benimle
-dedim-
nasılsa bir ömür yetmiyor ikimize
taş bebekleri evcilik oyunumuza salalım
ellerimizi çamurda birleştirelim
-masum bir frekansta-
küçülelim.... gittikçe çoğalacağız
-bunu sende farkedeceksin-
izin verirsen yüzünde ki kire dokunmak isterim
nedenini sorma çocukluğumuza verelim

sufilerin duası arkamızda tağ gibi yükseliyor
-işitiyoruz beraber-
elimizle karpuza dokunuyoruz bostanda
-büyüdükçe dilimleniyor tepsinin üzerinde-
ne zaman şire bulaşsaydı ellerimize
içimden gözlerine dokunmak geçerdi
-nedenini sorma-
mutluyduk, sebepsizdik sadece

saçlarında örgü yoktu
evim sendin ve saçlarında tuhaf bir telaş
vurgun saatlerim erkenden kalktı
ismini çağırdı bana,avuçlarıma kazıdı
yüzünü büyüledi içime
-çocuktum,mutluydum,büyülendim-
onlarca yıl bu büyüyle yaşadım seni
rıhtımında bekledim durdum
-gelmedin-
unutmak istedim çocukluğumu
-mutluluk ölmedi...sen gittin-

çocuktum seni görmek istedim
-nedenini sorma-
-aşk,utanmaktı-
o zaman anladım

21 Kasım 2013 Perşembe

'SESSİZ HEYKEL'

altunizadede oturduğumu söylersem 
sakın ola inanmayın buna
altunizadeyi görmedim bile
adını bir şiirde duymuştum sanırım
durdurak bilmez dünyada 
bilgilerin sonsuz boşluğunda


sebilden akan suyu avuçladım 
ve savaşın çocuklarına serptim
kanla karışık su; ne kadar da irin yüklü
ne kadar da boz bulanıkmış meğer 
farketmek,anlık düşlerin kırbacı
susmak, bağırmak kadar acı
şimdi kim tutabilir imanımın boşluktaki sesini
yada boşverin bu klişeleşmiş nidalı sözleri
hülyalar, hafızamda kilitli kaldı
dualarım stratosfere takıldı

sükutum desem, kaç kişiyi inandırabilirdim
kaç kişi senelik planlarının içine
sükut kelimesini yerleştirir
oysa ben saklanmalıydım, sessizliğin içine
ve sırlamalıydım kendimi 
yoksa nasıl yaşayabilirdim bunca cevapsız sorunun boşluğunda  
her gün, nefes alır gibi yaşattığım tüm eylemlerin içinde
sokağa serpilen kimsesiz bir ceset olurdum
gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde okunurdum

konuşmalıydım, yazmalıydım,okumalıydım
yada hasret türküleri mırıldanmalıydım
kime mırıldandığımı düşünmeden 
öz suyumdan neşet eden biri, yeryüzüne indi
yerçekimi kanunu, teoriye dönüşmek istedi

dün kantinden çay alırken
hergün yaptığım gibi
gözümün cengaver askerleri
imparatoriçenin büyüsüne maruz kaldı yine
panzehrimi sende buldum,sadece sende 
gözlerinle aşkı öldürdün bedenimde 
iştirak meleklerim şahidim olsun
tragedyalar eşliğinde gözlerimiz dolsun

kamufule bir hayatım var benim
herkesin masumane aşkları okuduğu zamanlarda
herkesin bir güne sığdırdığı
ve aynı günde öldürdüğü
zakkum ağacından meyve asmaları koparıp
gayri meşruyu, gayet masuma çevirdiği
sonra...
sonrasını bilirsiniz işte
ayrılıklar,gözyaşları ve yeni mutluluklar
ucuz roman 
kim ne derse desin
tarantino'nun en iyi filmi
hiçlik bazen daha iyi, değil mi

vandetta üçlüsü
iki bakışın arasında
üçüncüsü yok artık bu hayatta
bunu anlayamazsınız
hayat, gülüşünün içinde saklıydı
sebebsiz kahkahalar
absürt muhabbetler
sessizlikler,ağlamalar,aşklar
içimizden havaya karışan sözcükler
felsefe ardında ki garipsemelerimiz
anlatamadığım hüzne müptela hayatımız
-musaya sormayın o da anlatamaz-
anlatamamanın acısı sardı yüreğimizi
kardeşim, sen gittiğinden beri
hayat ne kadar tuhaf, değil mi

sessiz heykel

19 Kasım 2013 Salı

'MEDCEZİR SAATLERİ'

bazı akşamlar medcezir saatleridir 
nedeni bilinmez böyle akşamların
öyle bir vakte sığmaz,bir şarkı kaç defa dinlense
böyle akşamlarda
o kadar ömür tüketir, ömrün törpülenir
uzun ve acımasız bir işkenceye dönüşür saniyeler
mevsimler solgun,rüzgar sessiz,yağmur kuru
kazanmak içten bile değilken 
kaybedersin nedenini bilmeden
böyle akşamların koynunda
sormadan, sorgulamadan kendini
avazın çıktığı kadar bağırsan da
bu yenilmişler tablosunda
seni tanımlayan bir renk yoktur aslında

siyah renksizlik 
sarı ayrılık
mavi aşk
kırmızı tutku
beyaz,
suskunluğu dinlemekten bıkmayan annedir
ve her çocuk annesinin göz bebeğidir
bebekleri ölmeden, karartmazlar aydınlığı
yitirmezler umutları
işte böyle bir akşam
gelgitlerim üzerimde hala
annemi özledim galiba

17 Kasım 2013 Pazar

'BEN ŞİZOFREN DEĞİLİM'

sanki dünden kalma yarım bir elma gibi ,bugün
biraz çürümüş, kokusunu bırakmış biraz
evlerin havalandırma saatleri geçmiş çoktan
paslı koku yayılmış gövdelerin içine

mahzenler muhtaçtı ziyaya 
güvercinler kafesin dışında yaşamaya
kan aktı, düşman bakışlar hülul etti havaya
kuruntu kuruntu kuruntu
ruhlara sinmiş hastalığın,
ağır komplikasyon boşluğu

tanısı konmalı artık bu seslerin:
bölüneceğiz,bölecekler aman dikkat!
kafatasımda ırkım yazılır çok şükür
ben suçlu değilim 
ben suçlu değilim 
suçlular: doğduklarında suçlu doğarlar
her taraf neden bu kadar karanlık
beni mi tutuklayacaksınız
şu duran cellat mı
sehpalar mı beni boşluğa salacak olan
susturun şu dilleri
yoksa bölecekler bizi
kilitleyin bu düşünceleri
hey!! ,kime diyorum
kimse duymuyor mu beni
kimse inanmıyor mu bana
neden öyle bakıyorsunuz

ben şizofren değilim
ben şizofren değilim

16 Kasım 2013 Cumartesi

'MAZALLAH'

barış barış diye atılan naralar
bugünü dünden farklı kılan bir türkü gibi
hadi gelin acımasız bir öyküde buluşalım
kahramanlar bıraktılar bizi sessiz vedalarla
ilmeklerinde katrandan renklerle,umutlarla
üryan kalmış gece ve ekmek telaşıyla

içimize çarpan dolu taneleri
içimizde dışımızda ki kadar yasak düşünceler,
toprak dibi yaşantısına başladı
hesaplaşmalar bitti
soylu bir aşiret namluda bekler gibi
'gözün üstünde kaşın var' deme sakın 
seni de vururlar barış gününde

savaşarak barışın
sevişerek meşrulaşın
bugün bayram günü,seslerinizi kısın
gözyaşları acıdan değil,sevinçten boşalıyor
-anneler yoksunuz,çocuklarınızı mı arıyorsunuz ?-

arpa boyu kadar yol almamışsakta
al renklerle örülü tabutların hatırına
selamlaşalım renksiz gülümsemelerle
bugün barışalım ne dersiniz
mazallah! 
yarın medya yeniden şavaşır
çelimsiz beyin ağlarımız
gazete başlığını dilimize vurur.

'SINAV'

ruhunu arıyan birini görürsen
bırak onu yalnızlığıyla başbaşa
karanlık aydınlığa dönüşmüştür hayatında
yardım etmeye kalkışma
sen tavuk karası
o enginlere yansıtır ışığını
ikinizin buluşma noktası
iki fecrin kızıllığı

8 Kasım 2013 Cuma

'BAHÇE'

ebruli bakışların yelkenleri suya indirdi bu gece
laflardık ara sıra onu hatırladım
askısı yoktu ki yüzümün, gülüşünü asacağım
mevsim yaz, aylardan ağustos, bahçe, sen ve gece

nesneler sana olan duygularıma eşlik ettiler bu gece
ucuz bilyelerim bile seni hatırlattı
reçineli ağaçlar,güze yüz tutmuş yapraklar,sararmış güller ve
boylu boyunca uzanıp,aramıza serilmiş her nesne seni anlattı
rumuz gizliliğinde,derinden ve sessizce fısıldadılar adını
adının her geçtiği cümlede yalpaladım bütün aşk kaçamaklarımda
sessiz ve derinden sevmek
sessiz ve derinden sevmek işte böyledir
sevdadan önce sadakati öğretir, gözler
gözlerin hangi rengin tanımına uyar
hangi ahulu sözün gücü yeter; gözlerini anlatmaya

nerde başladıysam sana orda yeniledim yüreğimin aynasını
uzun saçlarını meltem rüzgarlarıyla taşıdım,ne yana baksam sen
rüya şehirlerde dolandım durdum,hangi denize baktıysam sen
mevsim yaz,aylardan ağustos,bahçe,sen ve gece 

6 Kasım 2013 Çarşamba

'ŞAİRİN ÇOCUKLUK TEZATI'

çocukluk,bir şairin izdüşümü
acının sesini hissetmeden
gülücüklerle selamlar ölümü
kimseye aldırış etmeden

acı, siyah mürekkebe döner
şairin yalnızlık sayfasında
kaç filiz doğmadan gün biter
ekmek gibi hayat kavgasında

şairlik,bir çocuğun sessizliği
akan ırmak gibi gürül gürül
yağdırır bahçeye sazendeliği
içini örten: alnında ki kahkül 

çocuk, şiirden anlamaz
şair,çocukluğunu unutmaz
çocuk,şiir gibi yaşar
şair,çocuk gibi ağlar

5 Kasım 2013 Salı

'KOMPLO TEORİSİ'

muhtemelen, muhtemeldir; muhtemel sözcüğü: 
olasılıklarla dolu hayatımızı örgüleyen bir iplik 
veya tığ kadar ince bir zaman çizgisine ayarlı
geçmişi ve şimdiyi anlatan,
herkesin doğru payına pay katan, muhtemel sözcüğü

-muhtemelen şöyleydi geçmiş-


binlerce yıllık saltanatlı geçmişimizin yasakları
doğumhane kapılarında cumhuriyetin talihsiz çocuklarına,
kahramanlarına,başvekillerine,solcularına,sağcılarına bırakıldı
herkes hakkı tutup kaldırmaya çalıştıkça 
terazi çoktan paslı bir kilide döndü
ve anahtar kırıldı deve eğriliğinde
mahkum kaldık geçmiş ve gelecek,
alafranga ve alaturka arasında
sağ ve sol ortasında
yolumuzu kaybettik ormanın derin kuytularında
bir yanımız da kurtlar uludu
bir yanımız da çekiç-orak sesleri duyuldu
herşey belli belirsiz, herşey dirliksiz ve düzensiz
herşey bir rüya kadar uzun
herşey bir rüya kadar kısa
yani hayal ve gerçek arasında 
kuruntulu ve anlamsız bir oyun düzeneği;
bilgelik esrarına kapılmış cahil,bencil ve taraflı
herşey sıradan sözcüklerin,
propagandası kadar inatçı,tutumlu ve düşüncesiz
'birileri düşünmüş benim yerime
benim düşünmeme gerek yok' kadar saçma ve felsefesiz 

tarih, tarihi yok edenlerin zalim bir oyuncağı
tarih, herşeyi ben bilirim diyenlerin sığınağı
herkes tarihini dinler; kendi tarih solistinden
yanılgı,pay bırakma,hislerin sağlamlığı ve uyruk
her gelen kendi çıkarları çizgisinde buyurdu, binlerce buyruk
köz altında bırakılan çıra parçacıklarıyla tutuştuk
bunu yapan ingiliz mi,yahudi mi
bunu bilemem
bildiğim kendi kendimizi yakıp yıktık

biz ayrıldık
kavramların,dillerin,lehçelerin sancağı altında
binlerce kavşak ortasında dikili bir bayrak ve tek ruh
kanların,ayrılıkların,açlığın ve sağlamlığın
öz suyuyla beslenen atlı süvarilerin
yelpaze duruşlarıyla kazanılan nice zaferlerin eseri:
bir bayrak ve tek ruh,anadolu

hayırsız bir bütünlük içinde bir çok kavram bizi yöneltti
bir çok kavram,sözcük,ırk ve temsiliyet hükümdarlığı
yamalı düşüncelerin kalabalığında kaybettik kendimizi
başka yüzlere bürünmek hevesi ve telaşı içinde
fır döndük,yalın ayak koştuk,yalnızdık
yalnız bir ocak,ıslanmış bir alev,küller darmadağınık
unuttuk
yenildik
yeniliyoruz
bir şiirde bile parçalanıyoruz

paytak yürüyüşler bizi tanımlar
yalpa düşüncelerde,
tokluğun açlığa hükmüde,
ego gibi yabancı kelimelerde,
bencil duruşlarımızda,
mutsuzluk,ihanet,acı,özlem,tutku ve fecir zamanı uykularda

biz çoktan ölmüşüz ,ölümü düşünmeyen korkaklar gibi
hangi zaferin kurşunlarından boşalan kovanlar
suçlu çıkarır bizleri,kazandıklarımızın ardında
her kayboluş batağında,her yalan aşkın alışkanlığında
bir iz bırakmışsak geride onlarda yalan
şu yaşadığımızı sandığımız hayat kadar,
dinlemeye çalıştığımız tarih,
dinlemekten bıkamadığımız şarkılar kadar yalan

çıplak kaldık geçmişi yırtarak
yeni doğan bir bebek kadar güçsüz 
batı kadar ahlaksız
doğu kadar yalnız kaldık
ve çoktan öldü insanlık
kavramlar mezbelesi: azmettirici güçler birliği(AGB)


maddeler karşılığında ruhların satıldığı bir zamandayız
birileri ölmeli yaşamak için
birilerini öldürmeliyiz nefes almak için
birileri ölmek için yaşamalı
ve birileri kazanacağı için, her ölüm bizi mutlu etmeli
gizli hükümdarlar, yasak arşivlerin içinde
yoksulluk, açık yüzlerin peçesi
utanmak, nefes almak kadar gerçek 
unutulmak, bir dostun ölümü kadar acı
yaşlanmak, görmezden gelmek kadar kötü
bu bir isyan meşalesi değil,komlplo teorisi

-muhtemelen böyledir şimdi -