28 Şubat 2015 Cumartesi

BİZİ KONUŞTURAN HÜZÜN MÜ ?

Gece hüzün taşır kesesinde, bir kangurunun yavrusuna duyumsadığı merhameti, şefkati o da hüzne duyumsar ve dokunmaz hüzne.insan hüzünle olgunlaşır derler hep yada karındaşı acıyla. İşte böyle bir üçlemedir : gece,hüzün ve insan…

Belki bunun triyaloğa dönüşmesi gereklidir.ortalama şöyle bişey ortaya çıkar sanırım
H:beni taşır mısınız ?
G: bana farketmez. Sen bunu insana sor. Nitekim ben, okyanusum , yani, gemiyi taşımamla yolcuyu taşımam arasında pek fark görmüyorum.
İ:bana mutluluğu vadedersen neden olmasın.
H:sana ince ruhlu olmayı vadedebilirim. Yetmez mi ?
İ: bilmem , sence gece ?
G: aga , beni karıştırmayın. Dedim ya bana fark etmez.
H: ince ruh, sonsuz mutluluğun temsilcisidir. Bence kabul etmelisin.
İ: ben, insan olarak çıkarsız bişey yaparsam eğer, toplumda aptal konumuna düşürülürüm. Maalesef bunu yapamam. Ayrıca ince ruhlu olunca ne olacak ki; mesala , yoksulların karnını doyurabilir miyim ? ama param olursa pekala bunu başarabilirim. Ayrıca para mutluluğun özüdür !
G: bana kalırsa bunu gündüz yapabilirsin. Gece biraz zor olur.
H: ikinize de katılmıyorum. Çünkü içerden çürümüş bir meyvenin dışına bakıp aldanıyorsunuz. İnsana yardım etmek istiyorsun ona , merhameti tiyatrolaştırmalısın yani kendini oynayarak veya anlatarak; bunu da ancak, ince ruh ile başarabilirsin. Bir insanın karnını doyurup ona da ‘ bunu ben bahşettim’ dersen , hem ona hem de kendine büyük bir kötülük yapmış olursun.
G: bence gece yapılacak daha haz uyandırıcı şeyler var. Bunu tartışmak yada konuşmak anlamsızdır.
İ: evet . ara ara geceye katılmıyor değilim Fakat senin anlattığını pek anlamış değilim . biraz açabilir misin ?
H: şöyle ki, bir insana verdiğin şey ile o şeye kendinden bişey katmak arasında ki farktan bahsediyorum. Karnını doyurduğunda kendinden bişey katmamış olursun. Ama hüzün ile merhameti yoğurduğunda, düşünsel bir aktivite yaparak, kendinden bişeyler katmış olursun. Yani sevgiline kahvaltı hazırlamakla; sevgiline kahvaltı ısmarlamak arasında ki emek ve bu emeğe bağlı huzurdan bahsediyorum. Karnını doyurduğun kişi senden bilirse seni tanrılaştırır yani sana statü yükler ve sana en büyük kötülüğü yapar. Biliyorsun ki bir insanı bozan şey, ona yüklenilmeye çalışılan tanrısal statüdür. Maalesef ki , çoğu zaman bu görünmemezlik insanı derin bir uçuruma yönlendirir. Oysa hüzün, merhamet, vicdan insanda fren gibi görev yapar ve durması gereken noktayı geçmeden önce durdurur.
G: yööhhh ne konuştu be !

İ: en iyisi ben bunları biraz düşüneyim ama önce para kazanmalıyım yoksa başkalarını düşüneyim derken kendim açlıktan ölebilirim . !  

27 Şubat 2015 Cuma

HAYATIN KOŞU BANDI

Madem mutluluk bize gelmeyecek
O vakit biz acıya evriliriz
Kısarız gözlerimizi güneşe karşı
Açısını kırarız umutların
Bağlarız yitik gövdeyi ahlar ağacına
bir damlasında boğuluruz yağmurun
Ve vakit ikindidir  
o mayhoş saatleri kalbimizin

Ah
acı, ne güzel döker gözyaşlarını
Tarar saçlarını rüzgara karşı
Kamaşır mevsim belki sonbahar
belki yarasalar kundaklar gecemizi
belki bin parçaya bölünürüz
belki her parçada bin acıyı gömeriz
ve ülkemize bir deniz daha gelir
binlerce ırmağa dökülür

bakarsın acıya öyle alışmışız ki
acı evrilip bir uzva dönüşmüş
nefes almışız acıyla
öğütmüşüz dertleri acının paydaşıyla

hayatın koşu bandı, yalnızlıkla 

5 Şubat 2015 Perşembe

KASIMPATI, BİR ÇİÇEĞİN ADIYDI

toprağın bağrından fışkırıp
dünyaya şöyle bir baktıktan sonra
"faşizm" virüsüyle devrilen
koca bir insan yüreği gibi
dağılıp ,solan ve ağlayan
kasımpatı,
bir çiçeğin adıydı

ve yağmurlu bir güne
merhaba dedi
yine merhaba
ve inadına merhaba

her yıkıldığında
her yıldığında
her umutsuzluğunda

bu zarif sözcüğü hatırladı

belki bir merhabası eksiktir insanın
diye düşünüp
bir merhaba daha sıktı
savaşın topuğuna
nefret tohumlarına
ayrımcılığa
ve üstün ırk sevdasına

belki bir merhabası eksiktir insanın
diye dertlenip
kederden öldü
kasımpatı
bir çiçeğin adıydı