olmadan hüznünü,hayata boyun büküşünü ölümsüzleştirmiştim? cevabı yoktu bunun, belki bir hikmeti de yoktu. Ama bazen telaşla yapılan bir işin arkasında ki güzellik görünmez olur ya belki buda öyleydi....
Zeze, eve döndüğünde her zaman ki gibi çektiği fotoğrafları bir bir incelemeye koyuldu.Kimisini düzelti kimisini sildi kimisine gülümsedi kimsine hüzünlendi.Onlardan biri de
Minanın ölüme yürür gibi yürüyüşüydü...soluksuz izledi o fotoğrafı ve içinden derin bir girdaba kapılır gibi boğulmaya başladı Zeze...düşündü ve minayı bulmaya,
derdinin ne olduğunu öğrenmeye karar verdi...belli bir planı olmayacaktı, belli bir yörüngesi olmayacaktı minaya ulaşmanın. Yalnızca her sabah ilk işi bu olacaktı.... ta ki
bulana kadar...
Sabahleyin erkenden uyanıp, kendi elleriyle yaptığı ve Diyarbakırdan yani doğduğu memleketin rengini kokusunu da içine alan bir kaç dilim bulgur ekmeği ve
sıcacık kahvesini yudumlayarak güne başladı...Dışarı çıktı ve havanın eşsizliğini solumaya başladı içine...Evet. adım adım koyulma vakti geldi minayı arama işine....
"hadi bakalım" dedi .... "hadi bakalım şehir kazan ben kepçe seni bulmak için gerek yok dilekçeye" gülümsedi gülümsedi narin adımlarını taş kaldırımlı sokaklara vura vura
yürümeye ve aramaya başladı Minayı.....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder