18 Nisan 2014 Cuma

atomları besleyen devlet

kılık değiştiren dedektif
kukla olmuş sürüncemeli kollektif
iki kaşıkla bitmiş aş
yıkık bir duvar
yok olmaya hazır bir dünya

neydi böyle beni sana 
seni başkasına ilikleyen düğüm
kaç kişilerdi dünyayı yöneten klik
seslerin içine gömülen slogan
neydi beni sana bağlayan
anlamsız duyarlıkların tekerlemesi
bu köşe yaz köşesi
şu köşe kış köşesi
ortada ki çocuk cesetleri
kılıçların köreldiği,kalemlerin kırıldığı
silahların patlamaya hazır sesleri
ortadoğuğu vurdu
halepçeyi
roboskiyi
kandeharı
hiroşimayı
nüks edilen azılı bir tümör gibiydi
ATOMLARI BESLEYEN DEVLET

gülüşünün gölgesinde yaşıyoruz

bir geceyi daha kapattık sensiz
gülüşlerimiz buruk
gitmelerimiz eksik
ve geleceğimiz 
gittiğin günden beri
hiç gelmeyecek gibi
sensiz kaç ay geçti
kaç ay eksik yaşadık
zaman unutturmuyor hiçbir şeyi
anıların açtığı yaralar
kabuk tutmuyor
ve benim kara kaşlı kardeşim
hayat bizi yeniden kandırmaya çalışıyor
oysa hiçbir şey eskisi gibi olmuyor
kitaplar bile uyuşturmuyor ruhumuzu
çünkü sen gittiğinden beri
imgelerimiz dağıldı
umutlarımız sessizleşti iyice 
herşey bıraktığın gibi duruyor içimizde
kimsesiziz
kimsesiziz hepimiz
ben,o,biz
gülüşünün gölgesinde yaşıyoruz.

11 Nisan 2014 Cuma

Mina ile Zezê (4)

Bir anda masum bir dürtünün telaşına kapılır gibi çekiverdi minanın fotoğrafını.O anda vicdanın sesine boyun eğmeye başladı. "Neden yapmıştım bunu?  Neden birinin haberi
olmadan hüznünü,hayata boyun büküşünü ölümsüzleştirmiştim?   cevabı yoktu bunun, belki bir hikmeti de yoktu. Ama bazen telaşla yapılan bir işin arkasında ki güzellik görünmez olur ya belki buda öyleydi....


Zeze, eve döndüğünde her zaman ki gibi çektiği fotoğrafları bir bir incelemeye koyuldu.Kimisini düzelti kimisini sildi kimisine gülümsedi kimsine hüzünlendi.Onlardan biri de
Minanın ölüme yürür gibi yürüyüşüydü...soluksuz izledi o fotoğrafı ve içinden derin bir girdaba kapılır gibi boğulmaya başladı Zeze...düşündü  ve minayı bulmaya,
derdinin ne olduğunu öğrenmeye karar verdi...belli bir planı olmayacaktı, belli bir yörüngesi olmayacaktı minaya ulaşmanın. Yalnızca her sabah ilk işi bu olacaktı.... ta ki
bulana kadar...

Sabahleyin erkenden uyanıp, kendi elleriyle yaptığı ve Diyarbakırdan yani doğduğu memleketin rengini kokusunu da içine alan bir kaç dilim bulgur ekmeği ve 
sıcacık kahvesini yudumlayarak güne başladı...Dışarı çıktı ve havanın eşsizliğini solumaya başladı içine...Evet. adım adım koyulma vakti geldi minayı arama işine....
"hadi bakalım" dedi ....  "hadi bakalım şehir kazan ben kepçe seni bulmak için gerek yok dilekçeye" gülümsedi gülümsedi narin adımlarını taş kaldırımlı sokaklara vura vura
yürümeye ve aramaya başladı Minayı.....

2 Nisan 2014 Çarşamba

helyum

memleket daha güzel seninle

emeğin, sessizliğin ve hümanizmin akımıyla
ritim tutar kalbin hayata karşı
yalancı gülümsemelerin arasında
en bahtiyarı o ki
mutluluğu bulmuştur yanlızlıkta 

unutma....

süreyya bir duruşu var ruhunun
ülkünde yedi yıldız ve ay ışığı
memleketin her bir taşı ve toprağı
eteğine dokunur. denizi,karı ve çayı
yazmalısın meryem, yaşananların hepsini

rüyalar bekliyor seni, güzel rüyalar
ansızın yağan ve
camlara sığınan nisan yağmurları gibi
ellerin ıslanıyor mutluluktan
vidalıyor seni bu aşk, görüyorum

izbe sokaklar,unutulmuş çocuklar
zincirler, siyanür ve helyum gazı
-görüyorum-
-herkes başka seslerle konuşuyor-