kalbimin şehirlerin de koca bir enkaz olarak kaldın aşk
ey aşk , molozlarının tozu dumanı birer sis perdesine dönüşünce
bütün gözeneklerim tıkandı
bi tek gözlerim açıktı
bu da bana bir lanet gibi geldi
çünkü dünyanın kirli yüzüne bakıp yaşamak
her gün, her an, her nefes aralığında
ve tabutumu kirli insanların kalbinde çürütmekti
yalancı gözyaşı yağmurlarıyla yıkandığını görmekti
bu lanet yıllanmış şarap kadar kırmızıydı
ruhumun ölümü belki aşkın cesedini görünce başladı
bataklığa saplandı ayakları ruhumun
geceleri şehrin ışıklarına bakıp hüzne boğulduğum o pansiyon odalarında
sekiz kişiydik ve herkes çoktan ölmüştü bana göre
nasıl ve neden sustuğumu bilmiyorum
ama zamanın alnından öptüğümü hatırlıyorum
bir de annemi unutamıyorum
gözlerinde yaşatırdı ruhumu
suni tenefüs yapardı hiç soluk almadan
oysa ne çare
ölmüş bir ruhu diriltmek sadece isaya düşmüştü
kalabalıklar sıyırdım tenimden
hiç bir aşk yatakta bitmediği için
bana kalırsa her aşk yatakta ölmüştü çoktan
kalkıp çıktım dünyanın çilek kokan odalarından
ve bana bu son yakışırdı
çıkardım hüviyetimi hürriyetimi de
sessizliğin şarkısı altında
ölümümü hatırladım
ey kış başla artık
çünkü yaz, ruhu ölmüş bir insana yakışmaz
mutluluk mu
işte orda "heves dövüşü" başlar
farkettim de saçmalamak sürekliliği
ve bunu bilmemenin sürekliliği çarpşınca
ölmeliydi aşk içimde
çünkü umut adında bir çocukla yaşamak istemiyordum
bu tutarsızlığın alnından öptüm yıllarca
yıllarca sevdim seni sevgilim
yıllarca çay içtim senle o bahçede
ve yıllarca kavruldum gülüşünün ateşi altında
oysa sen gitmiştin
kalbimin ülkesinde aşkı bana bir toz yğını halinde bırakarak
göremiyorum artık rahat uyuyabilirsin
"çünkü ölü bir ruh en fazla saçmalardı"
bunu da senden öğrenmiştim